ATATÜRK Ü. K.K.E.F. SOSYAL BİL. ÖĞRT. BİLGİSAYAR DERSİ İÇİN HAZIRLANMIŞTIR!

FIKRA

                                   

ERZURUM SİVESİYLE FIKRALAR  

                                                         

DAMIM SİTAVUH KÖYÜNDE

Erzurumlu İstanbul'da gezerken hele bir diskoya uğrayayım demiş ama,kapıda
- Damsız girilmez yazıyor. Yaklaşıp kapıdaki görevliy
e ısrar etmiş :

- Gardaş benim damım Erzürüm sitavuh köyünde,altına gındillik tahim burya mi getirim!

                                               

BENNEM DAĞLARI 

Erzurum"un En yüksek dağları hangisidir yazılı sorusuna bir öğrenci "bennem "
dağları cevabını yazmıştı.Öğretmen sınıfta çocuğu kaldırıp sordu :
" Oğlum nereden çıkardın Bennem dağını "
Erzurumlu olmayan öğrenci ?öyle cevap verdi :
" öğretmenim,soruyu bilmeyince yanımdakine sordum BENNEM " diye cevap verdi.
( Bennem ,ben ne bileyim anlamında bir sözcük )

                          

GECE YADİĞİN BALDİ,ŞİMDİ... HU.. YEDİN

Erzurum zenginlerinden birisi misafirleriyle gece ahbaplık yapıyordu.Sabaha

yakın,hava soğuk,hizmetkarlarından Hasan'ı çağırıp :
-Hasan rakımız bitti,git biraz rakı getir diye talimat vermiş.
Hasan zemheri ayazında faytona atlayıp gölbaşında rakıyı alıp gelince ağa keyfe
gelip;
-Hasan eferim,sabah hatırlat ta birkaç kuruş vere

yim,bir at bir araba alda kendi
işini kur , demiş.

Sabah Hasan konağın önünde Boyunun bükmüş beklerken ağa dışarı çıkmış,Hasan'ı
görmüş :
" Hasan sabah sabah ne kesmişsen gapıyı,işin gücün yohmu " diye çıkışmış.
-ağa gece bana söz verdin,para verecektin ki at araba alayım,işimi kurayım!
-it oğlu it ne sözü,sarhoş sarhoş bir p...h yemişim,sen de inamışsan.
- Yoh ağa yoh gece sarhoş sarhoş yediğin baldı, asıl p....hu şimdi yedin !!!

                                                                                    

VATAN SEVGİSİ

                                                Karayolu ile seyahati sakıncalı olacak derecede hasta bir Erzurumluyu hayatında
                                                   ilk defa uçağa bindirmişler,seyahat sonrası sormuşlar :-Dadaş nasıldı yolculuk,
                                                  -çok güzeldi tayyare yolculuği süzüldi süzüldi indi.Ama vatan topraği yuhardan
                                                              bir kirtik görünir,vatan toprağıni küçülmüş görmek beni üzdi !


    
SANATÇININ KAYGISI

Erzurum'un yerel sanatçılarından Raci ALKIR çay bahçesinde konser verirken
dengesini kaybedip havuza düşüvermiş.Elinden mikrofonu bırakmayan ALKIR ,bir
yandan suda debelenirken bir yandan şu meşhur türküyü söylemeye başlar :
"SUDA BALIH YAN GİDER "


PALANDÖKEN MUHA

 Palandöken'de kayak yapmaya geLen bir hanımefendiye İstanbul'a dönüşünde 
-yediğin içtiğin senin olsun,,bize gördüklerini anlat demişler, o da Söyle cevap
vermiş :

-Tavan,Tavan,Tavan !

                                           

               ANBELE EDIRSİZ

Erzurumlunun biri ölür. Öbür tarafta terazi de günahları tartılır, günahı sevabından çok olunca bunu cehenneme atarlar. Tabii zebaniler başlar bunu dövmeye. Canı çok yanan Erzurumlu zebanilere der ki:
"Gardaş, anbele edirsiz diye kimse burya gelmek isdemir."

                                                     

GEMİKLERIM ISINMİYA BAŞLADİ

Yine günahı sevabından çok olan bir Erzurumlu cehenneme gider. Bunu ateşe atıp üstüne kapıyı kapatırlar. Ateşte yanan herkes bağırır­ken Erzurumlunun sesi duyulmaz. Bunu merak eden zebaniler durumuna bakmak için cehennemin kapısını açınca Erzurumlu bağırır:
"Ola gardaş kapiyi kapatın da... Daha yeni gemiklerim ısınmiya başladi."

BİLMECE

                                        

                                       

BİLMECELERİMİZ

                                                                                 

Erzurum'da bilmeceye mesel denir. Uzun kış gecelerinde kadınlar ve erkekler ayrı ayrı yerlerde toplanır, eğlenir, birbirlerine hikaye anlatır, mesel sorar, yüzük oyunu oynarlar. Erkekler veya bayanlar arasında bazende "herfene" düzenlenir. Herfene yapıldığı gün, her ev kendisine verilen yemeği yapar, akşam üzeri toplantı yerine gidilir. Yemekler yenir, çaylar içilir, daha sonra buğdaydan yapılan kavurga, hedik gibi yiyecekler ortaya çıkartılır.

Herfene sonunda yapılan eğlencelerden en çok ilgi çekenlerin başında "mesel" denilen bilmecelerin sorulması gelir. Bilmece sorulmasının bir usulü vardır. Bilmeceyi soran karşısındakine "bil bakalım" dedikten sonra bir düşünme ve çözme zamanı bırakılır. Cevap vermekte güçlük çeken, bir takım ip ucları ister. Bunun için karşı "Canlı mı cansız mı?" "Yenilir mi içilir mi?" gibi sorular geliştirilir. Bazen bu oyunlar iki guruba ayrılarak ta oynanır.

Erzurum bilmecelerinin bir kısmını burada yayınlıyoruz.

  • Ak tavuk suya dalar (Pirinç)
  • Allah yapar yapısını, Demir açar kapısını, Yuvarlandı yumak oldu, Geldi bize konak oldu (Çadır)
  • Ateşi yakar, pekmezi akar (Çıra)
  • Atlayarak yürür, patlayarak ölür (Pire)
  • Atlı kantar et tartar (Küpe)
  • Ben giderim o gider yanımda tın tın eder (Gölge)
  • Bir küçücük fıçıcık, içi dolu turşucuk (Limon)
  • Bir küçücük mil taşı, dolanır dağı taşı (Göz)
  • Bir yerinden girilir, üç yerinden çıkılır (Gömlek)
  • Biz biz idik, Otuz iki kız idik, Ezildik büzüldük, Bir duvara dizildik (Dişlerimiz)
  • Canlı gider, cansız kovalar (Araba)
  • Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane (Nar)
  • Çarşıdan alınmaz, mendile konulmaz, tadına doyulmaz (Uyku)
  • Cıngıllı hamam, Kurnası tamam, Bir gelin aldım, Babası imam (Saat)
  • Dalda durur, elde durmaz (Kuş)
  • Dam üstünde kalaylı tas (Ay)
  • Derisi var, kanı yok (Körük)
  • Elde yapılır, ette asılır (Küpe)
  • Ey melez melez, Tandır başına gelemez, Gelse geri dönmez (Yağ)
  • Fildir, fiştir, Kayadır, taştır, Bunu bilmeyenin, Avradı boştur (Elmas)
  • Gece gider üşümez, Gündüz gider üşenmez, Beline kuşak kuşanmaz (Nehir)
  • Hanım içerde, saçı dışarıda (Mısır)
  • Her eve anahtarsız girer (Rüzgar)
  • Hey ne idim ne idim Samur kürklü bey idim Felek beni şaşırttı Kızgın küle düşürdü (Kestane)
  • İçi ateş, dışı taş Biri kuru, biri yaş (Dünya)
  • İki arkadaş birbirini kovalar (Gece-Gündüz)
  • İki merek, bir direk (Burun)
  • Kara kaşık, duvara yapışık (Kırlangıç)
  • Karanlık kapının kurdu, Vurdu kapıyı kırdı, Biri içeri girdi, İkisi kapıda durdu (Hırsız)
  • Küçük mezar Dünyayı gezer (Ayakkabı)
  • Mavi atlas Arşın yetmez İğne batmaz (Gökyüzü)
  • Min min minare Dibi daire Yüz bin çiçek Bir lale (Ay,Gök,Yıldızlar)
  • Ninenin etekleri Süpür sokakları (Rüzgar)
  • On ay yatar İki ay kalkar Feneri yakar Etrafa bakar (Ateş böceği)
  • O odanın içinde Oda onun içinde (Ayna)
  • Pırıl pırıl pırtısı var Abdestsiz ezan okur Nikahsız karısı var (Horoz)
  • Şekere benzer, tadı yok Havada uçar, kanadı yok (Kar)
  • Üç ayaklı bir bacaklı (Soba)
  • Üstü çayır biçerim Altı göze, içerim (Koyun)

ERZURUM ATASÖZLERİ ve SÖZLÜĞÜ

                                                

                                           

ERZURUM ATASÖZLERİ

                                                                                 

Atasözleri, bir fikri, bir öğüdü mecaz yolu ile kısa ve kesin olarak anlatan, eskiden beri söylene gelmiş veciz sözlerdir. Asıl atasözleri yanında, fıkra türünde söylenmiş olanlar da vardır. Bunlar, çok kısıtlanmış hikâye yapısındadırlar. Karşılıklı konuşmayı belirten İki simetrik yan cümleyi içine alırlar. Aşağıdaki örneklerde görüldüğü gibi genellikle geçmiş zamanla kullanılır:

Erzurum ve çevresi atasözleri bakımından zengin bir potansiyele sahiptir. Yöreden derlediğimiz bazı atasözlerini veriyoruz:

Aç koyarsan hırsız olur, çok söylersen yüzsüz
Aç tavuk rüyasında darı görürmüş
Ağacı kurt öldürür, insanı dert
Ağır taşı kimse yerinden kaldıramaz
Akıllı düşünene kadar deli oğlunu evermiş
Akşamın hayrından sabahın şerri iyidir
Alışmış kudurmuştan beterdir
Allah dağına bakar kar verir
Allah kardeşi kardeş yaratmış, kesesini ayrı
Allah'ın bildiği kuldan saklanmaz
Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste
Araz (Araş) akar, göz bakar
Arsız neden arlanır, çulda giyse sallanır
Asıl azmaz
Aslını yitiren haramzadedir
Aş taşınca kepçeye paha biçilmez
At binenin, kılıç kuşananındır
Ateşle barut bir arada bulunmaz
Ateş olmayan yerde duman çıkmaz
Atın ölümü arpadan olsun
Ava giden avlanır
Avcı avında yolcu yolunda gerek
Avrat vardır arpa unundan aş yapar, avrat vardır dolu ambarı boş yapar
Az tamah çok ziyan, getirir 

Balık baştan kokar
Başa gelen çekilir
Başı bezeklinin aşı tezekli olur
Ben ağa sen ağa inekleri kim sağa
Ben umarım bacımdan, bacım ölür acından
Benim için şap da bir şekerde
Besle kargayı oysun gözünü
Bir eli yağda bir eli balda
Bir ye bin şükret
Borcun yoksa kefil ol. vaktin çoksa şahit ol
Boş çuval dik durmaz
Büyük lokma ye, büyük söz söyleme
Bugünün işini yarına bırakma
Bugünkü tavuk yarınki kazdan iyidir
Buz üstüne bina yapılmaz 
 
Can boğazdan geçer
Can çıkmadan huy çıkmaz
Cömertsin der, maldan ederler. Yiğitsin der candan
Çağrılan yere erinme, çağırmayan yere görünme
Çarşıda mum yok korun (körün) talaşına (telâşına)
Çıra, dibine ışık vermez
Çok segirden (koşan) tez yorulur
Çok söyleme arsız edersin, aç bırakma hırsız edersin
Çöreğinde çiği olan gocunur
Çürük tahta mıhi (çivi] tutmaz

Dağ dağ üstüne olur, ev ev üstüne olmaz
Dağ dağa kavuşmaz insan insana kavuşur
Dağ ne kadar yüce olsa, yol onun üstünden aşar
Davacısı kadı olanın, yardımcısı Allah olsun
Davulun sesi uzaktan hoş gelir
Deli dostun olacağına, akıllı düşmanın olsun
Delik büyük, yama küçük
Deliye hergün bayram
Deli kız düğün etmiş, kendi baş sedire geçmiş
Demiri nem çürütür, insanı gam
Deveye diken lazım boynunu uzatsın
Dilin kemiği yok
Dinsizin hakkından imansız gel
Dünya malı dünyada kalır
Dünya yansa bir horum bağ otu yanmaz
Düşmez kalkmaz bir Allah'tır 

Ecel geldi cihana, bas ağrısı mahane
Eceli gelen keçi çobanın değneğine sıçrar
Ekmeği ekmekçiye ver, bir ekmek de üste
Elin ağzı torba değil ki çekip bûzesin
El mi yaman, bey mi?
Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz
El kazanı ile aş kaynamaz
El yarası onulur, dil yarası onulmaz
Ergen gözüyle kız alma, gece gözüyle bez
Eşek çamura batanca yol gösteren çok olur
Et tırnaktan ayrılmaz
Ev alma komşu al
Ev danası öküz olmaz
Evdeki hesap çarşıya uymaz
Evli evinde, köylü, köyünde gerek 

Fazla mal, göz çıkarmaz
Felek kimine kürk giydirir, kimine yelek
Fukaranın ahı, tahttan İndirir şahı 

Gelen gideni aratır
Gelin ata binmiş, "ya kısmet demiş ''
Geven ne ki gölgesi ne ola
Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur
Gün doğar, âlem görür
Gün doğmadan neler olur
Güneş balçıkla sıvanmaz
Güvenme varlığa, düşersin darlığa
Güzelin basından çile eksik olmaz
Güzün gelişi yazdan bellidir

Hamama giden terler
Harman yel ile düğün el ile olur
Hazıra dağlar dayanmaz
Her horoz kendi çöplüğünde öter
Her kuşun eti yenmez
Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır
Her yiğidin gönlünde bir arslan yatar
Hırsız evden olunca, öküz bacadan çıkar
Hırsıza beyler borçludur 

İmam evinde aş ölü gözünde yaş bulunmaz
İnsani arkadaşı azdırır
İnsana dayanma ölür, ağaca dayanma kurur
İnek öldü şab kesildi dana öldü hep kesildi
İnsanın yere bakanından suyun durgun akanından kork
İnsanoğlu kanatsız kuştur
İsli kazanın yanında durma sana da is bulaşır
İsteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü Kara
İşten artmaz, dişten arta
İyi dost kara günde belli olur
İyi olacak hastanın doktor ayağına gelir

Kabahat da gizli ibadet de
Kabahat samur kürk olsa, kimse üzerine almaz
Kabul olunmayacak duaya amin denilmez
Kadı ekmeğini karınca yemez
Kadı kızında bile kusur bulunur
Kalp kalbe karşıdır
Kalpten kalbe yol vardır
Kara haber tez duyulur
Kardeş kardeşi bıçaklamış, dönmüş yere kucaklamış
Kârını bilmeyen kasap, elinde kalır masat
Kaş İle göz, gerisi söz
Kaynayan kazan kapak tutmaz
Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez
Kazma kuyunu, kazarlar kuyunu
Kediye ciğer emanet edilmez
Komşu komşuya bakar canını ateşe yakar
                      

                        

                         

                                                                  

ERZURUM SÖZLÜĞÜ

                                                            

aba : abla

abacı : terzi

ağa : ağabeyi, gada

ağıl : yazın hayvanların koyulduğu yer

ahan : işte şu

ahbun : hayvan gübresi

ander : münasebetsiz

aşgar : kir

aşma : kaysı kurusu

avlu : evin giriş salonu

ayvan : boş oda

baca : dam

baci : bacı

bardan : büyük çuval

bedimli : meteliksiz

bedire : kova

beg : bey, beyim

berf : kar

bıldır : geçen yıl

bibi : hala

bişi : yağda kızartılmış hamur, pişi

boğızli : obur

cağ : şiş

cakkıl : zincirli iki ucuna kova takılan uzun çubuk

camış : erkek manda

ceferlik : odunluk

ceferlik : odunluk

celep : besi hayvanlarının sürüsü

cığız : mızıkçı

cığızlamak : mızıkcılık etmek hakkına razı olmamak

cılfa : pulluk

cırbağa : cılız,çelimsiz

cıstik : erkek ayakkabısı

cingen : çingene

culuh : hindi

cücük : civciv

çakçavi : damların üzerine yapılan çerçeveli camekan

çangıl : zil

çarşut : casus

çenebit : camdan ekmek kabı

çerçi : gezgin satıcı

çermik : kaplıca

çiğirt : çekirdek

damçi : damla

dastar : hamurun üstüne örtülen örtü

densiz : uygunsuz

devamsız : işe yaramaz

dığa : hakararet olarak çocuk

dıldılık : ince elbise

dıreş : uzun boylu

dızınan : iri kıyım,iri yapılı

dibek : öğütme aracı

dizlik : külot

duz : tuz

düllük : çocuk düdüğü

dürüm : açık ekmekle yapılan sandöviç

eğiş : tandırdan eşya veya ekmek çıkarmak için kullanılan çengelli araç

emi : amca

enek : sapanın toprağı yaran kısmı

enik : köpek yavrusu

er : erkek, koca

ergişi : erkek kişi

esgetek : kadın

eze : teyze

fenikmek : telaşlanmak acele etmek

fırfırik : topaç

gada : ağabeyi, ağa

gah : elma kurusu

galah : tezek yığını

galo : hayvanları ahıra bağlayan eğik ağaç

gancık : sözünde durmayan, dişi köpek

gandırıg : çifti boyunduruğa bağlayan ağaç

gavat : değersiz adam, pezevenk

gelberi : tandırdan külü çeken uzun saplı faraş

geven : deve dikeni

gındıllik: çember, tekerlek

gobçe : düğme

gollik : kısa boylu, boyu kısa olan

gottoz : dik kafalı

görüm : görümce, kocanın kız kardeşi

gucur : kısa boylu

gudik : köpek yavrusu

gullep : kapı demiri

guma : ikinci eş

gurna : kurna

guzzik : kambur

güleş : güler yüzlü

hagos : tarla sulama arkı

halhal : bilezik

hamayıl : boyuna asılan muskalı gümüş kap

haşıl : ana maddesi öğütülmüş buğday, yağ ve süt olan özel yemek

hedik : haşlanmış buğday

hemecik : bebek oyuncağı

hepenk : kepenk

hesir : otlardan yapılmış sergi

hetircek : tandırın üzerine konan demir

hıbar : duvar dizmede büyük taşlar arasıra konan küçük taş

hıngel : haşlanmış yufka ile yapılan hamur işi yemek, mantı

hınısi : toprak yayık

hırhız : hırsız

hış : köpeklerin boynuna takılan demir

hızan : fakir, görgüsüz

hızmeker : erkek hizmetçi

him : temel

hodah : hayvanlara bakan çocuk

hollaçelik : çelik çomak oyunu

horum : elle yapılmış ot ambalajı

hoyrat : sevimsiz kötü

hozan : sürülmemiş nadasa bırakılmış tarla

höllük : bebeğin altına konan killi toprak

hudik : Tedirgin, tereddütlü

igit : yiğit

istikan : bardak

işlik : gömlek, köynek

kafter : sevimsiz ihtiyar

kalikli : sürtük

kaloş : mes üzerine giyilen yarım ayakkabı

kanayaklı : kadın,yavaş

karakura : kabus

kartol : patates

kavurga : kavrulmuş buğday

kavut : kavrulmuş buğday unu

kazıl : yünden yapılmış kalın iplik

kelep : kolye, inci

keltoş : kel

keyvani : ev hanımı

kırbaç : hayvanları sürmeye yarayan sopa

kiral : kiler

kivra : kirve

kizir : köy adını ağız yapabilen kişi

kollaç : kadın ayakkabısı

kor : bakıpta görmeyen, kör

korzevel : kara sapanın ucuna takılan sopa

kotan : tarla sürme aleti

köynek : gömlek, işlik

kurik : yeni doğmuş tay

kurun : hayvanların su içtiği uzun kap

külek : kova, su kabı

külfet : ev halkı

külve : tandırın hava deliği

kürsü : tandırın üzerine konan masa

leçek : tülbent, başörtüsü

leğen : yıkanmaya yarayan kab

leppik : taş oynunda kullanılan yassı taş

lobiya : yeşil fazülye

loğ : toprak damları düzeltmeye yarayan yuvarlak taş

mablağ : çay kaşığı

mahat : sedir, kanepe

mahrama : mendil

malıh : kağnı kayışının ucuna takılan odun parçası

maraba : tarım işcisi

matıf : suratsız adam

mazanni : kötü huylu, şüpheli adam

mazi : kağnının tekerlerini birbirine bağlayan odun

medek : dişi manda

merek : ot ve saman konulan depo

mılıhci : yüze gülen karıştırıcı

mırıh : yarık dudak

mısmar : iri çivi

mozik : buzağının büyüğü, bir yaşında buzağı

müsürlük : ahırda hayvanların yem yediği tahta oluk

nahır : sığır sürüsü

oklavı : hamur açmaya yarayan ağaç cubuk

omo : dalkavuk

ortahçi : hayvan ve aleti olan tarım işcisi

pantol : pantolon

part : ot yığını, otuz bağlık araba

paşa : bayan, hanımefendi

paşvani : bekçi

peg : sadece duvarları olan yıkık bina

peke : ahırdaki oturma yeri, seki

peşkir : havlu

peşkun : yer sofrası

pıngel : yumurtalık, tavuğun yumurtladığı yer

pin : kümes

pohcah : ahırda hayvan dışkısının biriktiği yer

poşa : çingene kadın

puşe : peçe

rapata : hamuru tandıra yapıştırmaya yarayan araç

sagıldah : koyunların kuyruğu altında birikmiş dışkı

sakkavel : ahır süpürgesi

sako : erkek pardesüsü

salahana : başıboş

sambağı : boyunduruk sopasını öküzün boynuna bağlayan yünden yapılmış iplik

samı : boyunduruk sopası

seki : mutfak ve ahırda merdivenle çıkılan bölüm

sele : sepet

serpuş : tencere veya sahan kapağı

sılıh : ıslık, düdük

sınıhçi : kırıkçı

sikke : atları çayıra çakıldığında zincir veya ayak bağı

sini : büyük bakır tepsi

sitil : küçük barkaç

sogumsuz : sabırsız

şağıldahli : pis adam

şergada : akla gelmeyen işler yapan

şoş : Şose, stabilize veya asfalt yol

şurt : tandır kenarı

tağar : içine ateş konularak kürsü altına konan toprak kap

takatuka : kesme şekeri kırmak için kullanılan kütüklü kutu

tandır : toprağa gömülen ve içinde ekmek pişirilen fırın

tandırbaşı : tandırın çevresi

tanko : sosyetik

tapan : tarlayı sürdükten sonra düzeltmek için kullanılan çalıdan yapılmış alet

tar : tavukların üzerinde durduğu araç

teheze : arızalı, tehlikeli

tejgere : hayvanların dışkısını taşımaya yarayan alet

tekir : tekerlek

tekne : içerisinde hamur yoğrulan ağaç kap

telis : ketenden örülmüş tahıl yaramaya yarayan torba

terek : raf, mutfak rafı

termaş : şanslı

teşi : yünden iplik yapmaya yarayan alet

teşt : leğen, yıkanma kabı

tokaç : çamaşır yıkamada kullanılan ağaç tokmak

tuhs : kuluçka dönemini yaşayan tavuk

tuluh : tulum

urup : tahıl ölçme birimi

uşah : çocuk

vola : ulan, lan yerine geçer

yalak : hayvanların yiyecek yediği içi oyulmuş kap

yavşan : seyrek biten ot

yazma : kadın baş örtüsü

yegin : aceleci

yelloz : müflis

zam : hayvanların ahıra bağlandığı eğik ağaç

zanka : atla çekilen kızak

zenne : kadın

zığva : dadaş şalvarı

zırza : kapıya kilit vurmak için kullanılan demir parçası

zubun : entari

ESKİ ERZURUM EVLERİ

                                                                             

                                         

ESKİ ERZURUM EVLERİ

                                                             

Erzurum evlerindeki yapı sanatı kuşaktan kuşağa gelişerek sürdürülmüştür. Evlerin iklim koşullarının olumsuzluklarına göre biçimlenişi bu yöre mimarlığına ayrı bir özellik kazandırmıştır. Büyük boyutlu olan evler kalın kesme taş duvarlarla inşa edilirken belli aralıklarla yatay ahşap hatıllarla birbirine bağlanmıştır. Bu uygulama ağır taş yapımının deprem yüklerini karşılayabilmesi için yapılmıştır.

Yapılarda çeşitli taş cinsleri uygulanmıştır. Bunlardan koyu renkli bazalt türü Karataş temellerde ve su basmalarında, hafif kalker cinsi olan boztaş ise binanın dış yüzeylerini oluşturan duvarlarda kullanılmaktaydı. Kırmızı ve pembeye çalan kamber taşına bazı varlıklı ailelerin evlerinde rastlanmaktadır.
Ara duvarlarda tuğla malzemelerden yararlanılmıştır. Ancak taş ve ahşap kadar kullanım alanı yoktur. Ahşap ise taştan sonra en çok kullanılan yapı malzemesidir. Söğüt, kavak ve çam türlerinden başka ağaç cinslerine pek rastlanılmaz. Çıralı çam dayanıklı olduğundan taşıyıcı kirişlemelerde, pencere ve kapılarda, taş duvar içindeki ahşap hatıllarda kullanılmıştır.
Taş duvarlar pencere ve kapı yanları dahil köşelerde kesme, orta kısımlarda ise moloz yığma sistemiyle inşa edilmişti. Bu genel uygulama dışında ayrıca zengin evlerinde tüm yüzeylerin kesme taşla oluşturulduğu örnekler vardır. İç duvarlar tuğlayla örüldüğünden bağlayıcı olarak kireç harç kullanılır. Bağdadi sistemle ara bölmeler yapıldığında ise iki bağdadi çıtaları arasında izolasyonu sağlamak üzere ot ya da saman doldurulur.

Damları genellikle düz olarak kurulur. Bu tür damlar oda ve avlu üstündeki örtü için uygulanır. Tandırevi üstü örtülürken, çatıda kare biçiminde bırakılan boşluk üzerine diyogenal bindirmelerle üst üste daralarak yerleştirilen ahşap kirişler yükseldikçe daralarak bir sekizgen piramit oluşturur. Bu örtü Erzurum evlerine özgü bir detaylamadır. Bir de Pasin örtü denen ve alınların örtülmesinde kullanılan iki yana eğimli basit bir örtü sistemi vardır. Bu örtülerin tümünde geçerli olmak üzere önce kirişleme üzerine söğüt dalları, sonra bunun üzerine toprak serilerek çatı tamamlanmış olur.


Erzurum evlerinin cephelerinde en önemli öğe ise çıkmalarıdır. Bazı örneklerde zemin kata tavan olan üst kat döşemesi, 40 ile 90 santimetre kadar dışarıya taşırarak verev çıkmalar yapılmıştır. Diğer bazı örneklerde ise tüm kat değil odaların bazıları sokağa taşırılmıştır.
Plan şemasındaki Erzurum evi karakterini zemin kattaki avluya Tandırevi çözümleri belirler. Giriş kapısından içeri geçildiğinde önce avluya ulaşılır. Buradan yandaki mekanlara, tandır evine ve üst katta divanhaneye geçilir.
Tandır evinin plan şeması kare, dikdörtgen ya da uzun
dikdörtgen olabilir.

Bu sonuncu tandır evinin arkada olduğu durumlarda meydana gelir.
Tandırevi, oturma, dinlenme, yemek yeme gerekirse yatma gibi işlevlerin sürdürüldüğü çok amaçlı kullanılan bir mekandır. En küçükleri 5x6 metre boyutlarında olan bu mekanın genellikle kare ya da kareye yakın dikdörtgen olması, üzerine oluşturulacak kırlangıç çatı için kolaylık sağlamaktadır.
Odalar, dolap, sedir ve ocaklarıyla Anadolu'nun diğer yörelerindeki ilkelerin geçerli olduğu mekanlardır.
Sofa ise karasal iklimin oldukça küçülmüş ve işlevinin önemli bir bölümünü yitirmiş yalnızca geçit mekanı haline dönüşmüştür. Sofadaki günlük yaşamla ilgili işlev tandır evinde sürdürülmektedir.   

                         

Yapı Malzemesi           

                   

Erzurum evlerinin ana özelliklerini belirleyen önemli bir etkende yapı malzemesidir. Ana yapı malzemesi taş,ahşap,toprak,tuğla ve maden olarak ele alınır.

1 - Taş : Köşe ve cephelerde yontu taş,diğer kısımlarda moloz taş duvarlar kullanılmıştır. Karataş, Boztaş ve Kamber taşı gibi türleri vardır. Karataş, Hasankale civarından ve Nene hatun (Sivişli) Köyü; Boztaş, Ağzı açık tabya ve Ağveren Köyü; Kamber taşı ise aynı adlı köyün ocaklarından temin edilmiştir.

2 - Ahşap : Erzurum evlerinde taştan sonra en çok kullanılan yapı elemanıdır. Duvarları bağlayan hatıllar,toprak örtüyü taşıyan kirişler,döşeme ,tavan ve bütün doğramalar ahşap olarak yapılmıştır. Çam,kavak ve söğüt en çok kullanılan ağaç çeşitleridir. Saz ve kamış da damın örtülmesinde yardımcı malzeme olarak kullanılmıştır.

3 - Toprak : Erzurum evlerinin ana örtü malzemesi,taş duvarların bağlayıcı elemanıdır. Toprak malzeme şehir çevresinden tabyalardan kolaylıkla temin edilirdi.

4 - Tuğla : Toprak elverişli olduğu için yapılan tuğlalar kalitelidir. Tuğla, ara bölmelerde 1.katın cephesinde ve baca yapımında kullanılmıştır.

5 - Maden : Sıcak demir işleri olarak kullanılmıştır. Kapı ve pencere menteşeleri,kuşakları,çiviler,pencere parmakları,kapı tokmakları demirden yapılmıştır. Bronz döküm kapı tokmakları da kullanılmıştır.

1930 erzurumu

DSC00920 

ÇEŞİTLİ YÖNLERİYLE YÖRESEL KÜLTÜRÜMÜZ

                                              

ERZURUM BARLARI

                                              

Erzurum halk oyunlarına "bar" adı verilir. "Bar" kelimesi "birliktelik", "topluluk" , "el ele tutuşmak", "bağlamak" ve "beraberce oynamak" gibi anlamlar taşımaktadır. Bar, çok eski ve köklü bir geçmişe dayanmaktadır. Barın oluşumunda; iklimin, coğrafyanın ve tarihi olayların etkisi olmakla birlikte antropologlara göre bar, Türklerin Asya'dan getirdikleri milli oyunlardan biridir. Erzurum, halk oyunları açısından oldukça zengin bir bölgedir. Bu zenginlik günümüzde de bütün güzellikleriyle ve orijinalline uygun olarak yaşatılmaktadır. Erzurum Halk oyunları ve türküleri derneği halk oyunları ekiplerinin gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışında düzenlenen yarışmalarda onur verici başarıları vardır. Erzurum barları kadın ve erkek barları olmak üzere iki bölüm halinde oynanır. Oltu ilçesinden Oltu köyünde yalnız erkeklerce Bar tutulur ve davul zurnayla oynanır. Aynı köyde Şeyh Şamil oyunu da vardır. Davul zurna veya mey eşliğiyle yürütülür, tek erkek oyunudur.   

BAR TERİMLERİ

Bar oyunu: eğlenmeyi temel amaç edinen oyunlara denir.

Kolluk: dizilişe göre, barbaşının hemen solunda olan oyuncuya denir.

Koltukaltı: koltuk

Pöççük: bar dizisinin en sonundaki oyuncuya verilen ad

Daldaş: Dadaş

Kelleler: koltukaltı ile kolluk altı arasında kalan oyuncuların tümüne denir.

Sıra oyuncular: kelleler

Sekme: bar oyununun çabuk ve çevik hareketlerle oynanan bölümü

Yelleme: iki kısımlı barlarda ikinci kısma verilen ad. sekme ile ağırlama arasında oynanır Ağırlama: barın ilk bölümü,ağır,yavaş,ve titizce oynanan bölümü

Bar sırası: barların birbiri peşi sıra oynanması gerektiğinde izlenecek geleneksel yol

Bar havası: bar oyunlarının ezgi ve müziğini anlatan bir deyimdir

Bar tutmak: bar topluluğunu para karşılığı kiralamaktır

Bar tutuşmak: bar oynayacak oyuncuların ortaya çıkmaları

Bar çeken: barbaşı     

BAR ÇEŞİTLERİ

A- Erkek Barları: Baş Bar, İkinci Bar (1.aşırma), Sekme, İkinci Aşırma, Nari, Dello, Koçeri, Temirağa, Tamzara, Tavuk Bari, Felek, Çingeneler, Uzun Dere, Daldalar, Yayvan, Hançer Bari,

B-Kadın Barları:  Kavak, Çiftbeyaz Güvercin, Çember, Döne, Nari, Çarşıda Üzüm Kara, Sallama, Mendilimde kişmiş ile Badem Var, Tortumun Eymeleri, Aşşahtan Gelirem, Köylü Kızı, Delikız

ERKEK KIYAFETLERİ

Cistik: bar oynarken ayağa giyilen ayakkabıdır. Derisinin çok yumuşak olması en büyük özelliğidir.bu özelliğe istinaden ayak figürleri daha kolay gerçekleştirilir.yaşlılar tarafından giyilene markop, gençlerin giydiğine yemeni denir.

Zığva: Uçkurlu, beli bol lacivert kumaştan yapılan arkası torba şeklinde pileli giysidir.Bunun üzerine siyah ipek kaytansüs olarak işlenir.Zığvanın bol olmasını sağlayan pile sayısının 32 olmasına özen gösterilir.

Yelek: lacivert kumaştan yapılmıştır. İki tarafa kapanabilen kaytanlı ilikleri vardır, kenarları ve cep ağızları kaytanla işlenmiştir.

Gömlek: gömlekler beyaz olup dik yakalıdır. Düğmeleri beyaz veya siyah olabilir.uzun olan kol ağızlarında 4-5 düğme bulunur.

Kazeki: uzun kollu kısa bir cekettir.kolları geniş kol etrafları siyah kaytanla,ön tarafı ve cep ağızları motifli kaytanla süslüdür.

Kuşak: eskiden Acem,Trablus, veya Tosya şalı diye adlandırılanrenkli iplerle örülmüş-dokunmuş,bar oynayanın belini sıcak tuttuğu gibi aynı zamanda cep vazifesi gören kumaştır.

Gümüş köstek: gümüşten yapılmış,yelek üzerine asılan daha önceleri saat taşımada kullanılan ince zincirden aksesuardır.

Bazubent: ekseriyatla boncukla örülür.gümüş olanlarıda vardır. Kola takılan içerisine karınca duası, ayet-ül-kürsiduaları komulur.

Mendil: Erzurum barlarında mendil kullanmak bir maharet işidir.mendil her barın ritmine ve psikolojisine göre kullanılır.

KADIN KIYAFETLERİ       

Bindallı: kadife üzerine simle Türk motifleri işlenmiş giysidir.göğüs ve boyun kısımları dantelle süslenebilir. aynı danteller kol ağzınada eklenir.kol,beden ve bel kısmı vücuda oturur, tek kısmı ise rahat hareket maksadıyla geniş yapılır.

Leçek(yazma): başa örtülen,pullarla ve boncuklarla oyalanarak süslenen pamuktan yapılmış başörtüsüdür. bu isim halen kullanılmaktadır.

Gümüş kemer: bar oynayan Erzurumlu kadının belinde bulunur.muhtelif parçalar halkalarla birbirine tutturularak kemer oluşturulur.İşlemelidir.kaşı daha süslüdür.bazılarında sedef kakmalar bulunur.şimdi kakmalı kemerler yapılmadığından antika değeri taşımaktadırlar.

Papuç: papuçlar siyah ve önden bağlıdır.yumuşak deriden yapılmış olup hafiftir.kolay hareket olanağı sağlar.

Dizleme: beyaz yünden örülmüş,diz kapaklarına kadar uzanan çoraplardır.

Mendil ve diğer aksesuarlar: erkek barlarında olduğu gibi,kadın barlarında da barbaşı ve pöççükte mendil bulunur.ayrıca boyuna beşi birlik, oltu taşı kolyeler,kollara burma bilezik parmaklara da yüzük takılır.

encbar

Erzurum Bar Ekibi                      

                                                                                           

 ÇALGILARIMIZ

VURMALI ÇALGILAR     

Davul : Davul bar oyununun ayrılmaz bir parçasıdır. Barlarda kullanılan davul özel olarak hazırlanır. Genellikle 60 cm çapında 70 cm yüksekliğinde yağsız ve budaksız çam kasnaklara koyun ve keçi derisi gerilir. Üst deri tokmak alt deri değnek vurmak için kullanılır. Zurnaya göre akort edilen bu tip dışındaki davullar Erzurum'da tercih edilmez. Yeğ tutulmayan davullara sağir davul, teneke sedalı davul ve çingene davulu terimleri kullanılır.

Davul aksamları şunlardır:

Kasnak: Yuvarlak ve geniş tahta kısım

Çember: Kasnağın iki tarafını kaplar

Deri: Kasnağın üst ve alt kısmına geçirilir.

Tokmak: Sağ elle tutulan ucu top şeklinde değnektir.

Çokmak: Sol elle tutulan ince değnektir.

Gaytan: Davulu boyuna asmaya yarayan iptir.

Çalınışına göre davullar:

Tabl-ı Beşaret: Cihat da kale elde edildiği zaman çalınan davula denir. Kalede çalınır

Tabl-ı Asayiş: Savaşta gece yarısı askerin yönünü bulabilmesi için çalınan davuldur.

Tabl-ı Cenk : Savaş duyurusu yapan davullara denir.savaşın başladığı haber verilir.

Derbest Davulu : Yatsıdan sonra sur kapılarının örtüldüğünü duyurmak için çalınan davuldur

- Davul, zurna ile adam aranmaz

- Davul dengi dengini döver

- Davulsuz düğün, köpeksiz köye benzer

- Davulun sesi uzaktan hoş gelir        

NEFESLİ ÇALGILAR     

Zurna : Kelimenin aslı Farsça dır.Şimşir,dişbudak gibi sert ağaçlardan yapılan ağız kısmında uca doğru genişleyen keskin sesli nefesli çalgıdır.

- Kaba Zurna: En büyük boydaki zurna türüdür.

- Zurna: Orta boyda olandır.

- Cura Zurna: Küçük boy olup tiz seslidir.

Zurnada üst kısımda yedi alt kısımda bir delik vardır. Üst yedi delikle ses ayarı yapılırken, alttaki tek deliğin pek bir fonksiyonu olmamakla beraber tükürüğü dışarı atmak için kullanılır.

Kaval : En ilkel nefesli çalgılardandır. Bütün milletlerin musikisinde az çok benzerleri bulunur. Ihlamur, Gürgen ve ardıç ağacına kızgın demirle delik açılarak yapılır.30-80 cm arasında uzunluklara sahip olabilir. Kamıştan da yapılanları vardır.

Mey(Ney) : Dilsiz kavala benzeyen bir gövdeye kamış takılmak suretiyle ses elde edilen nefesli bir çalgıdır. Gövde kısmı için erik ağacı tercih edilir. Erik ağacı bulunmazsa şimşir, gürgen veya dut ağacından yapılabilir. Boyu 30 cm kadardır.           

TELLİ ÇALGILAR  

Çöğür : Türk halk musikisinde kullanılan bir çalgıdır. XVII. asırda klasik musikide de kullanılmıştır. Bağlamaya benzer. Teknesi biraz daha büyüktür. Altı çift tellidir. Uzunluğu 110 cm.dir

Saz (Bağlama) : Erzurum sazı, Anadolu'da ki diğer sazlarla aynı olup üç çifte tellidir. Ortalama boyu 30 cm teknesi 40 cm olmak üzere 70 cm dir. İnce seslidir.

                      

                                                                           

CİRİT

                 

Geleneksel spor dallarımızdan en heyecanlısı olan cirit Erzurum'da eski canlılığı ile yaşatılmaktadır. Atla, insanın birlikte mücadelesine dayanan ve erliğin bir göstergesi olarak kabul edilen cirit için Erzurum'da özel sahalar bulunmaktadır. İlçe ve köylerde geniş çayırlık alanlarda, özellikle hafta sonları düzenlenen karşılaşmalarda oyuncular kadar özleyenlerde büyük heyecan duyarlar. Günümüzde Orta Asya'dan geldiği şekli ile nesillerden intikal ederek gelen bu ata yadigarı sporumuz, yabancılarında büyük ilgisini çekmektedir. Cengiz Han Zamanında Anadolu'ya geldiği tahmin edilen bu sporun ülkemizde başka yörelerde oynanmasına karşılık, bu işe en çok gönül verilen yer Erzurum dur.    

              

OYNANIŞI :          

5 kişilik takıma bölük, 7 kişilik takıma Alay denir. Her takımın kolunda işaretle belirlenen bir kolbaşı vardır. Kolbaşı takımının tüm hareketlerinden sorumludur. Takımın oyun taktiğini verir. kolbaşı vakitsiz çıkan veya çift çıkan oyunculara engel olup, saftaki oyuncuların ileri ve geri 5 m.'lik derinlikteki alay durağında durmasını sağlar.

Her takımın (Bölükte 2) (Alayda 3) yedek oyuncusu bulunur. Yedek oyuncular saha hakeminin arkasında ve kendi sahasında açıkta beklerler.

Oyuncu değişiklikleri oyunun duraklama anında saha hakemi tarafından baş hakeme verilerek yapılır. Bir oyunda en fazla 3 değişiklik yapılabilir. Bütün oyuncuların arkasında ve atlarının haşe bezinin iki tarafında numara bulunur. (Binici ile atın numaraları aynı olacaktır.) Formalar aynı renkte ise takım numaraları A takımında (1-10), B takımında (11-20) olmaktadır. Oyuna başlama ve ilk çıkış hakkı kura sonunda sahayı kaybeden takıma aittir. Alay çıkışları alay durağında yapılır. Erken çıkış ihlali yasak saha, çift çıkış ihlali atış sahasının çizgisidir. Her iki durumda da hatalı oyuncular alay durağına geldikten sonra başka bir oyuncu hamle yapabilir.

Bir ciritçi oyun sahasından alaydan birini yarım veya çark (Tam Çark 2'den fazla olmaz) yaparak cirit'ini atar. Alay ortalarından atış sahası dışından veya yasak içerisinden cirit'ini atan biniciye bir fena puan verilir. Bir ciritçi atış bölgesi içerisinde cirit'ini atarak rakip takım oyuncuna isabet ettirirse 3 puan alır. Ata vuruş isabet sayılmaz, ata kasti vuruşlar 1 kötü puanla cezalandırılır. Aynı oyuncunun ikinci tekrarında 5 dakika dinlenmeye alınır. Üçüncü tekrarında oyundan çıkarılır.

rakip oyuncunun atmış olduğu cirit'i havada tutan ciritçi alay durağında tuttuğu cirit için birinci oyun esnasında tuttuğu cirit için takımına 3 puan kazandırır. Kesme anında rakibini yakalayan ciritçi (Rakip atın kuyruk hizasına kendi atının başının gelmesi) cirit'ini atmaz, Bağışlarsa 3 müspet puan alır. Mesafeyi 3 metreden fazla açmadan atarsa 3 kötü puanla cezalandırılır. Aynı ciritçinin ikinci tekrarında oyundan çıkartılır ve yerine oyuncu alınmaz. Kesme yapan ciritçi rakibini bağışladıktan sonra alaya gelerek cirit'ini atar. Cirit'ini atmazsa 1 fena puan alır. Oyun esnasında hakem kararını dinlemeyen ve kasti hareket eden oyuncu yarışmadan ihraç edilir. Yerine yedek oyuncu dahil edilmez.

Bir oyuncunun attan düşmesine 3 fena puan verilir. 2. düşmede 6 ve 3 düşmede ise oyundan diskalifiye edilir. Oyunda olan bir ciritçi yarışma sahası içerisinde (At sakatlanması hariç) hiç bir surette attan inemez, inmesi halinde 1 kötü puan alır. Cirit genelde gösteri mahiyetinde oynanır. Sayı hesabına göre oynadığı zamanlar da oyun esnasında takımların birbirlerine önceden tespit edilen yukarıda bahsedilen kurallara göre isabetli vuruşları daha fazla olan takım cirit oyunun galibi sayılır. Her iki takımca ve herkesçe cirit'i iyi bildiği bilinen kişilerin hakemliği ile cirit oynanır ki bu kişinin (Hakemin) verdiği kararlara ve sayılara hiç kimse itiraz edemiz. milli sporlarımızdan ciritin anavatanı Erzurum'dur. Cirit buruda tutunmuş, burada unutulmaktan kurtulmuş, Büyük Türk Hükümdarı Alparslan'ın açtığı bu kapıdan Anadolu'ya yayılmıştır.

Ciritte erlik yaşar. Ama her şeyden önce bir tarih yaşar Orta Asya'dan Anadolu'ya at sırtında gelip, Erzurum kapısından geçerek yerleşen ve zaman zaman Tuna kıyılarına dayanan ata sporu cirit, ilk defa Erzurum'da yerleşmiş; mayası Erzurum'da tutmuş, Erzurum'da sevilmiş burada unutulmaktan kurtulmuş Milli sporumuzdur. Erzurum'da cirit mevsimi ilkbaharda kar kalkar kalkmaz başlar, sonbaharda biter. Ancak hava sıcaklığı -15 C'nin altına düştüğünde kışın kar üstünde oynanır, kışın boş zamanlar değerlendirilir. 23 Temmuz Doğu Fuarı içinde dünyada ilk defa cirit oyunu alanı yapılıp, hizmete sokulmuştur.

Puan alma: Ciritçiye vuruş isabeti 3 puan, ciriti havada tutmak 3, rakibi yakalayıp bağışlama 3, tehlikeli durumda puandan vazgeçme 3.

Puan kaybetme: Rakibi yakalayıp bağışlamama 3, atın rakibe kasten çarptırılması 3, ata cirit kasten vurma 3, at ile karşı alaya girme 1, yan çizgiyi geçme 1, rakip takıma atış sahasından atmama 1, alay atışında cirit'i atamama 1, erken ve çift çıkış 1, attan düşme 3, attan inme 1.

citrit 

cirit1 

unbenanntoy2

                                    

 OLTU TAŞI 

Oltu, tarih ve kültür bakımından zengin bir ilçedir. Güzel bir el sanatı olan Oltu Taşı işletmeciliği bu zengin kültür ilçesinde kendine has bir yeri vardır.Oltu Taşı kıymetli bir maden taşı olup, sadece Oltu ve çevresinden çıkmaktadır. 3213 sayılı Maden Kanunu'nda kıymetli taşlar arasında olduğunun tescili dahi yapılmıştır. Çıkarılması, zor, rezervi az, fakat işlenmesi kolaydır. Oltu'nun sembolü olup yüzlerce ailenin ekmek teknesidir.

Oltu Taşının teşekkülü       

Oltu Taşı çıkarılan yerlerdeki bitki fosillerinden anlaşıldığına göre, ağaçların reçinesi ile kil ve linyitin karışımından teşekkül ettiği tahmin edilmektedir.

Oltu Taşının çıkarıldığı köyler     

Oltu Taşı madeni genellikle Oltu'nun kuzey doğusundaki köylerden çıkar. Bunlardan bir kısmını şöyle sıralamak mümkündür. Dutlu, Güllüce, Yeşilbaşlar, Taşlıköy, Sülünkaya, Alatarla, Hankaskışla ve Çataksu köyleridir.

Oltu Taşının çıkarılışı :               

Yukarıda zikredilen köylerin arazisi genellikle çok engebeli dik yamaçlardan meydana geldiği için maden çıkarılan ocaklara ancak yaya ve zorlukla ulaşılabilir. Kazma kürek, murç ve çekiç gibi ilkel aletlerle çalışılır. Açılan ocakların çapı 70-80 cm. civarında olup, dike yakın bir eğilimle ilerlemektedir. Oltu Taşı cevheri üç-beş cm kalınlığında ve zaman zaman kaybolan, yani kırılmış damarlar halindedir. Ocaklarda biraz ilerleyince su çıkar ki, bu hafriyatı diz üstü sürünerek belki 200 metre uzunluğundaki ocaktan çıkarmaktadır. Maden cevherinin az ve çıkarılmasının zorluğu Oltu Taşının kıymetini daha da artırmaktadır.

Oltu Taşı'nın özellikleri:          

1. Topraktan çıktığında çok yumuşak olmasına rağmen, hava ile temas edince sertleşmektedir.
2. İşlenmesi kolaydır.
3. İşlendikçe sertleşir.
4. Kullandıkça parlar.
5. Rengi genellikle siyah, bazen de kahverengidir.
6. Çıra gibi is çıkararak alevli bir şekilde yanar.
7. Sürtünme ile elektriklenerek hafif cisimleri çeker.

Oltu Taşı İşletmeciliği Tarihçesi         

Oltu Taşı işletmeciliği günümüzden 200 sene öncesine kadar gitmektedir. Ancak bu güzel sanat, asıl önemini Cumhuriyet döneminde kazanmıştır. Oltu Taşı madeninin çıktığı bazı köylerdeki ocak kalıntıları ile yaşlı ustaların "Ben babamdan, babam dedemden, o da babasından öğrenmiş." şeklindeki canlı şahitlerinden bu sonuca ulaşılmaktadır.
 

İşlenmesi:      

Oltu Taşı'nı toprak altından bin bir güçlükle çıkaranlar, genellikle işlemesini yapmazlar, İşleyenlere hammadde olarak kilo işi satarlar. Bu günkü piyasa şartlarında kilosu bir milyon TL civarındadır. Yeri gelmişken hemen şunu belirtelim ki taşı çıkartanlar, hammaddeyi işleyene pazarlayanlar, işleyerek mamul hale getirenler, işçiden alarak dükkanlara satanlar hep ayrı kişilerdir. Yani Oltu taşı tüketiciye ulaşana kadar 4-5 el değişmektedir.
Satın alınan taşlar, yapılacak mamulün, tip ve cinsine göre uygun bir şekilde küçük bir keserle kütük üzerinde kırılarak içindeki yabancı maddeler, çatlaklar temizlenir. Bu aşamada taş çok fire verir. Öyle ki bir kilo hammadde Oltu Taşı'ndan ortalama yedi tespih çıkar. keserle kırılan taşlar bu defa bıçakla etrafı yontularak lobut haline getirilir. sonra tornaya takılan bir biz aleti ile teker teker delinir. Delinen taşlar çark denilen tornadaki mile takılır. Usta, bir eli ile çarkı çevirirken, diğer elindeki keski ile milde dönen taşı tornaya çeker. Milden çıkarmadan önce, çırtı ağacının kömürünün tozu ve Palandöken Dağından getirilen tebeşir taşının tozu ile cila verilerek parlatılır. Artık işlem tamamdır. Bu anlattığımız, tespih tanelerinin yapım şeklidir. Ağızlık, gerdanlık, kolye, küpe ve buna benzer süs ve ziynet eşyaları da elde tek tek ve özenle işlenir. Bu eşyalarında yapımı için kendilerine has değişik aletleri vardır.

Mamul madde çeşitleri :             

 1. Tespih
2. Kolye
3. Gerdanlık
4. Fincan takımı (Çok nadir bulunur)
5. Yüzük kaşı
6. Sigara ağızlığı
7. Pipo
8. Kol düğmesi
9. Küpe
10. Rozet
11. Kravat iğnesi
12. yaka iğneleri
Bu sayılan mamullerden en çok üretilen ve en tanınmışı, kuşkusuz tespihlerdir. Oltu Taşı tespihlerinin ünü Türkiye dışında da bir çok ülkeye ulaşmıştır. Oltu Taşı tespihi elde çekildikçe parlayıp güzelleştiği gibi insan, buna karşı bağışıklık kazanıyor. 33'lük olanına "tek sayı", 99'lük olanına "üç sayı" adı verilmektedir. kuka (yuvarlak), Kızılcık, Mercimek, Kesme, gümüş işlemeli tespih tipleri vardır.

Oltu Taşı taklitlerinden nasıl ayırt edilir:    

1. Oltu Taşını elinizin içine alıp nefesinizle buharlaştırdığınızda buharı çeker ve üzeri nemlenir.
2. Oltu Taşı tespihlerinin kendine has ağırlığı ve tok sesi vardır. (Mesela cam tespihler çok ağır, plastikler çok hafif olurlar)
3. Sürtünme ile elektriklendiği için küçük kağıt parçacıklarını kendine çeker
4. Bıçakla hafifçe kazındığında kahverengi toz çıkarır.
5. Kullandıkça parlar.
 

Oltu Tasi Tesbihler

                                                                                                   

ERZURUM'UN YEMEK ÇEŞİTLERİ

                                                                                                                                                                                        

Herle Aşı: Bir miktar un tereyağında iyice kavrulur, üzerine bir miktar su konur ve devamlı karıştırılır. 15-20 dakika kaynatılır ve sıcak sıcak içilir. Bu çorba bilhassa kış aylarında yapılır. Hastalara herle çorbası içirilerek terletilir ve şifaya kavuşmaları sağlanır.

Su Böreği: Anadolu'nun muhtelif yerlerinde pişirilen bu böreği Erzurum'da yufkası ince ve kalınlığı az olarak yapılır. İçerisine Civil Peynir ve Maydanoz konulur. İnce ve özenli bir şekilde açılmış yufkalar önce kaynar suda haşlanır daha sonra soğuk su ile yıkanarak tepsiye serilir ve her yufkanın arasına erimiş tereyağı serpilir.

Tatar Böreği: Hamur iyice yoğrulduktan sonra yufka açılır. Yufkalar börek yufkası gibi değil biraz kalındır. Açılan yufkalar parçalara bölünür. Bu parçalar üçgen şeklinde küçük küçük parçalara ayrılır. Kaynayan suya atılır, haşlanır. Suyu süzüldükten sonra tepsiye alınır, üzerine bol sarımsaklı yoğurt ve kızgın tereyağı dökülür. Bunun üzerine zevke göre, ya kavrulmuş kıyma veya küçük küçük doğranmış ve tereyağında pembeleşinceye kadar kavrulmuş soğan dökülür. sıcak olarak yenir. 

Hıngel: Yurdumuzun her yöresinde mantı olarak bilinmekte ve yenilmektedir. Erzurum'da Hıngel (mantı) sulu ve susuz olarak iki şekilde pişirilmektedir.

A-Susuz Hıngel: Hamur iyice hasıllanır. Yufka şeklinde açılır, kesilir içine evvelce hazırlanmış kıyma konur. Yarım daire veya bohça şeklinde kapatılır. Kaynamakta olan suyun içine atılır ve haşlanır. Piştikten sonra suyu süzülür. Geniş bir tepsiye alınır. Üzerine sarımsaklı bol yoğurt ve kızdırılmış tereyağı dökülerek yenir.

B-Sulu Hıngel: Hazırlanışı aynen susuz hıngel gibidir. Haşlama suyu dökülmez, bol salça ve bir miktar tereyağı konur. Suyu ile birlikte tepsiye dökülür. Üzerine sarımsaklı yoğurt, kızdırılmış tereyağı ve salça dökülerek servis yapılır.

Ekşili Dolma: Üzüm yapraklarına karışımlı et sarılan bu dolmanın etine biraz Ekşi Pestil katılarak doldurulur. Ekşili Dolma, diğer dolmalara nazaran uzun ve büyükçe olduğundan İri Dolma diye de anılır.  

Kesme Çorbası: Evde hazırlanan hamurdan hazırlanan yufkalar erişte biçiminde kesilir. Fındık büyüklüğünde hazırlanan köfte, mercimek, soğarıç ve tarkın karışımı ile pişirilir.  

Ayran Aşı: Bazı yörelerde Yayla Çorbası denen bu çorbaya Erzurum'da Ayran aşı denilir. Yoğurt çırpılır ve su eklenerek ayran haline getirilir. Daha sonra denler haşlanır. Hazırlanan ayrana biraz un katılır. Ayran biraz haşlanan denelerle karıştırılarak orta ateşte olmak üzere ocağa konulur. Bu karışıma hazırlanan ufak köfteler eklenir ve karışım kaynamaya çıkıncaya kadar yavaş yavaş karıştırılır. Karışım Kaynamaya çıktıktan sonra bir müddet daha kaynatılır. Daha sonra tereyağı aşotu ve diğer istenen baharatların karışımından olşan anık karışıma katılır bundan sonra ayran aşımız hazır hele gelir...

Çiriş: İlkbaharda dağlarda yetişen yabani bir bitkidir. Yörede sebze yerine kullanılır. Genellikle ıspanakla yapılan yemekler gibi hazırlanır. Parça et veya kavurma etle pişirilebilir.

Çeç Pancarı: Yörede Pancarın yeşil saplarına çeç adı verilir. buda sebze olarak kullanılır. Çiriş Gibi parça etle pişirilebilir.

Çortuti Pancarı: Bu yemek için gerek turşuya vurulmuş şalgam gerekse taze şalgam kullanılabilir. Şalgamlar erişte biçiminde ince ince kıyıldıktan sonra yağda kavrulur ve kavrulmuş kıyma ile pişirilir. Yalnız bu yemek salçasız hazırlanmalıdır.

Şalgam Dolması: Şalgam, yaprak halinde dilimlenir ve arasına etten hazırlanmış dolmalık karışım konarak pişirilir.

Çaşır: Çaşır, çiriş gibi dağlarda yetişen buruk bur tadı olan yabani bir bitkidir. Çaşır yenildiği gibi, patates haşlamasıyla karıştırılıp tereyağında kavrularak da yenir. Bunun dışında çaşır haşlanır, haşlanan çaşır un ve yumurtaya batırılarak yağda kızartılır, buna çaşır kızartması denir. Erzurumlu yılda en az bir defa çaşır yer. Şifalı olduğuna inanılır.    

Borani: Patatesin her türlü yemeği yapılır. Boranide bunlardan biridir. Patates haşlanır, kabukları soyulur ve bir tepsiye doğranır. Üzerine bol sarımsaklı yoğurt ve kızdırılmış tereyağı dökülür, sıcak olarak yenir.    

Yumurta Pilavı: Yumurta pilavının hamuru hazırlanırken içine yumurta katılır. hamur yoğrulduktan sonra erişte gibi kesilir, makarna gibi haşlanır ve üzerine tereyağı dökülerek yenilir.       

Kadayıf Dolması: Kadayıfın içerisine dövülmüş ceviz içi konularak dolma gibi sarılır.Sonra yumurtaya batırılarak yağda kızartılır. Kızartılan kadayıf dolması önceden hazırlanmış şerbete atılır daha sonra şerbetten çıkarılarak yenir.  

                              

kadayıf-dolma-web   sevdaliyimerzuruma_kuymakMax

sevdaliyimerzuruma_hasutaMax sevdaliyimerzuruma_keteMax

EFSANELERİ

                    
            
ÇOBAN DEDE EFSANESİ 

Çoban dede Köprüköy bulunmaktadır. Çoban dede efsanesinin anlatıldığı yerde bulunana taşlar bir çobana ve koyunlarına ve birde ejderhaya benzetilmektedir. Efsaneye göre çok eskilerde bir çoban yaşarmış. BiEjderha çobanın sürüsüne musallat olmuş ve her geldiğinde bir koyunu alıp götürüyormuş günler sonra azalan sürüsüne üzülen çoban Allaha yalvararak ejderi taş etmesini ve buna mukabil kendisinin bir koç kurban edeceğini söyler.Allah duasını kabul eder fakat çoban kurbanını kesmez bu nedenle de Allah çobanı ve koyunları taş eder. 

GELİN GELDİ EFSANESİ

Bu efsane Ilıca ilçemizde bulunan istasyon mevkiinde ki Gelin Geldi gölü ile ilgilidir.

Erzurum'a giderken gerek karayolu gerekse tren yolu ile içinden geçtiğimiz çok şirin ve turistik bir ilçemiz olan Ilıca çermikleri yani kaplıcaları ile meşhurdur. İlçenin hemen her yerinden mutlaka bir sıcak su kaynağı çıkmaktadır. Bu anlatacağımız hikâyede böyle bir kaynağın bulunduğu Ilıca istasyonundaki Gelin Geldi gölünün ismi ile ilgilidir.

Ilıca istasyonun bu günkü yerinde vaktiyle bir göl varmış. Zamanla kaybolan bu gölün yerine şu anki istasyon inşa edilmiş. Göl de kaybolmamış fakat eskisine göre nispeten küçük bir göl halindedir. İşte bu gölün adı ile ilgili çok güzel efsaneler anlatılır. Onlardan biri şöyledir;

Çevredeki köylerden birinde güzel bir kız varmış. Bu kıza komşu köylerden bir delikanlı âşık olur. Kızında gönlü delikanlıda. Durumlarını ailelerine açarlar. Bu iki gencin evlendirilmesine karar verilir. Fakat araya delikanlının askerliği girer. Kız ile delikanlı murat alıp vermemeden ayrı düşerler. Kız baba evinde delikanlı asker ocağında kavuşacakları günü beklemeye başlarlar.

Bir gün köye delikanlının şehit olduğuna dair bir haber gelir. Gelinlik giymeyi bekleyen genç kız bu haber karşısında sarsılır. Ama elden ne gelir ki. Artık sevgilisi ölmüştür. Ağlamanın sızlamanın bir faydası yoktur.

Kızın yeni taliplileri olur. Babası bunlardan birine kızını verir. Düğün dernek kurulur. Davullar vurulup zurnalar çalmaya başlar. Gelin alayı vakti gelince gelinin atını çeker ve yola çıkarlar. Alay yolda bir gölünü kıyısına gelince bir müddet dinlenmeye karar verilir. Atından inip gölün berrak sularına dalgın dalgın bakan genç kızın aklı hep eski sevgilisindedir. Onu düşünmektedir. Gölün pırıl pırıl sularına bakarken onu sanki suyun içindeymiş gibi görüverir. Hemen doğrulur. Suya doğru koşmaya başlar. Suların sakin güzelliğini boza boza ilerler ve düğün alayındakilerinin şaşkın bakışları altında gözden kaybolur. Kafiledekiler her an gelinin sudan çıkacağını ümitle beklemeye başlarlar. Gölde görülen her hangi bir değişiklik gelinin geldiğine yorulur ve bekleyenler "gelin geldi!" "gelin geldi!" diye söylemeye başlarlar. Gölde meydana gelen su hareketleri bu; "gelin geldi!" "gelin geldi!" diye söylenen sözlerle daha çok hareketlenir. Günümüzde de bu hareketlenme yani gölde ki dalgalanmalar halen daha bu sözler üzerine devam etmektedir. Gölün adı da < Gelin Geldi Gölü > olarak anılmaktadır.

ILICA SÖĞÜTLÜ KÖYÜ BALIKLI GÖLÜ EFSANESİ

Erzurum Ilıca ilçesi güneyinde ilçeye yakın 5-6 km uzaklıkta Söğütlü Köy'ünde Balıklı bir göl vardır. Bu gölde Anadolu'nun fethi sırasında buradaki Türk Akıncılarının savaşta su içerken arkalarından vurularak şehit oldukları ve Allah tarafından balık oldukları söylenmektedir.

Bir gün, köyden bir adam gölde tuttuğu balıkları eve getirir ve karısına balıkları kızartmasını söyler. Söyler ama bu balıklar balık değil balık gibi görünseler bile her biri Allah tarafından balığa çevrilen şehit akıncılar. Kadın balıkları tavaya koyar ve kızarmaya başladığında, kızaran balıklar tavadan kaybolur. Adam ve karısı gördükleri durum karşısında hayrete düşerler ve kendilerini korkudan dışarıya atarlar ve göle kadar giderler. Kızartmaya çalıştıkları balıklar sırtları kızarık şekilde gölde yüzmektedirler. O günden sonra bu balıklar kutsal sayılır ve hiç kimse bu gölden balık tutmaz. Göldeki balıkların her birinin muhtelif yerleri yanık gibidir. Bunun tavadaki kızarıklıktan ileri geldiği söylenir.


KÜLHANCI BABA EFSANESİ

Hamam sahibi, hamamında tellaklık yapan genç delikanlı Külhancı babayla dertleşmiş.

Ben şimdi nereden külhancı bulacağım. Zor durumdayım, diye yakınmış.

Külhancı babada ustasını çok severmiş ustasını çok severmiş.

Hiç üzülme. Git sende dinlen. Kırk gün bu hamamın sorumluluğu bana ait. Yalnız gözünün arkada kalmayacağına söz ver. Giderken dönüp arkana bakma bile. Kırk gün sonra çık gel. Ama sakın şaşırıp ta kırk günden önce gelme, sözünde durmazsan tüm çabam boşa gider, diye hamam sahibine tembihlemiş

Hamam sahibi de:

- Bu deli oğlan bir şeyler kuruyor ama hadi hayırlısı. Dediğini bir yapalım bakalım, diye düşünmüş.

Gidip evine kapanmış. Yalnız her akşamüzeri hamama gelir hâsılatı Külhancı Baba'dan alırmış. Verdiği sözü tutar külhanı hiç dolaşmazmış.

Günler günleri kovalamış. Eskiden eşeklerle katar katır odunlar her gün hamam taşınırken; artık hamama kimsenin odun getirmez olduğu hamamcının ilgisini çekmiş.

- Yav, bu deli oğlan külhanı neyle yakar acep? İşin başına geçtiğinden beri hamama ne bir oduncu uğradı, nede bir eşeğin sırtında odun yüküne rastladım. Bu oğlan külhanı neyle ısıtır acep? Diye meraklanır dururmuş.

Hamamcının merakı her gün biraz daha artmış. Günlerde 39'a dayanmış. Otuz dokuz da bir, kırkta bir diyerek artık dayanamıyorum gidip bakacağım demiş. Doğru külhana yollanmış.

Bir de ne görsün Su haznesinin altında bir tek mum yanmakta. Koca hamam bu mum ile ısınmakta.

Tam bu sırada içeriye Külhancı Baba girmiş:

- 39 gün bekledin de, bir gün bekleyemedin mi? Bir gün daha bekleseydin hamamı gaipten ısıtacaktım, demiş.

Yani hamamcı bir gün daha bekleseymiş yeraltında sıcak su fışkıracakmış ve hamam öyle çalışacakmış. Hamamcının aceleciliği ve merakı yüzünden Külhancı Baba'nın kerameti bozulmuş. Hamamcı çok pişman olmuş ama iş işten geçmiş. Hamamı mumla ısıttığını gelip görmeseymiş Allah'ta ona kudretten sıcak su gönderecekmiş.


TORTUM GÖLÜ EFSANESİ

Erzurum Tortum ilçesinde bulunan Tortum Gölünün güzel bir efsanesi halk arasında şöyle anlatılır..

Tortuma bağlı Uzundere Hars (Uludağ) köyünden bir çoban sürüsünü otlatırken, kulağına gaipten bir ses gelir...

-- Geliremmmmmm ...

Çoban şaşırır, sağına soluna bakar, hiç kimseyi göremez. Kendi kendine vehimlendiğini sanır. Akşama kadar bekler ve köyüne döner. Çoban ertesi gün yine aynı yerde aynı sesi bir kere daha işitir. Yine kimsecikler yoktur. Bu hadise üçüncü günde aynen tekrarlanınca çoban köyün büyüklerine konuyu açmak ister, konuşur. İçlerinden gün görmüş bir yaşlı köylü çobana derki:

-- Evladım, yarın da aynı sesi yine işitirsen, "Gel bakalım ne yapacaksın!" de bakalım ne olacak...

Dördüncü gün çoban ihtiyar köylünün dediğini yapar. Sesi işitir işitmez başlar bağırmaya:

-"Gel bakalım gel bakalım ne yapacaksın..."

Çoban bu sözleri söyler söylemez eteklerinde sürüsünü otardığı dağın yarısı kopar ve aşağıdan akmakta olan Tortum Çayının önünü kapatır. Böylece bir tarafta göl meydana gelir, diğer tarafta da kayalardan taşan su Tortum Şelalesini meydana getirir.

TARİHİ



ERZURUM ADI 

Erzurum'un bilinen ilk adı Doğu Roma (Bizans) İmparatoru II.Theodosios' a (408-450) izafe edilen Theodosiopolis' ti, şimdiki Erzurum' un yerinde kurulmuştu. IV. asır sonuna doğru Roma imparatorluğu sınırları içine alınmış ve 415 tarihinde Theodosios' un emriyle Şark Orduları Kumandanı Anatolius tarafından kurulmuştur. Urfalı Mateos' a göre bu şehir Garin mıntıkasında Fırat'ın kaynağına yakın bir yerde bulunuyordu. Belazurî. bölgeye hakim olan Ermenyakos' un ölümü üzerine yerine geçen Kali adlı karısı tarafından kurulduğu için Araplarda Kalikala (Kali' nin ihsanı) adını vermişlerdir. Belazuri Kalîkala' yı dördüncü Ermeniyye şehirleri arasında sayar ve Ermeniyye şehirlerinden biri olarak kabul eder. X. asır İslam coğrafyacıları Kalikala şehri hakkında bize malumat vererek, doğuda ev eşyasının en önemlisi sayılan Kali (halı)nın burada yapıldığım ve adını bu şehirden almış olduğunu kaydetmektedirler. Hudud alalam' ın yazarı bu şehrin müstahkem bir kalesi bulunduğunu ve her taraftan gelen gazilerin burayı nöbet tutarak koruduklarım Ve şehirde tüccarların çok olduğunu bildirmektedir. Bugünkü Erzurum adı ise, Erzen' in Selçuklular tarafından fethedilmesi üzerine ahalisinin Theodosiopolis' e (Kalikala=Karin) göç etmelerine müteakip bu şehre Erzen ve Türk hâkimiyetinin ilk safhalarında bu adın sonuna, Meyyafarikin (Silvan) ile Siirt arasındaki Erzen' den ayırmak ve Anadolu'ya ait olduğunu belirtmek üzere Rum kelimesi ilave edilerek, Erzen al-Rum denilmesinden kaynaklanmıştır. Selçuklular tarafından Erzurum'da basılmış paraların üzerinde şehrin adı Arzan al-Rum şeklinde yazılmıştır. 

                              
                   
Tarih Öncesi Çağlar 
Erzurum ve çevresi özellikle son Kalkolitik ve Eski Tunç çağından itibaren yoğun iskana ve siyasi olaylara tanık olmuştur. Bunun sebebi en eski çağlardan beri önemli ticari ve askeri yolların kavşak noktasında yer almaşı, zengin akarsu ağım bünyesinde bulundurması ve doğal savunma zeminine sahip olmasıdır. Çevredeki sert iklim şartlarına rağmen.dağ silsileleri ve akarsu boylarındaki verimli ovalar tarıma ve bilhassa hayvancılığa uygun bir ortam oluşturmuştur. Karaz, Pulur ve Güzelova kazılarının tanıklığında, yaklaşık altı bin yıldan beri çevredeki yaşama biçiminin devam ettiği söylenebilir. Bölgede M.Ö. IV. binden itibaren çok kuvvetli bir kültür birliğinin olduğu da ortaya çıkmıştır.

                            
              

MUSTAFA KEMAL PAŞA ERZURUM'DA

                                         
Ataturk
İstanbul Hükümeti, İtilaf Devletleri'nin baskıları sonucu, Anadolu'da asayişi sağlamak amacıyla ordu müfettişlikleri teşkil etli. Bu tasarı gereğince. Doğu Anadolu' da ki 9. Ordu Müfettişliğine Mustafa Kemal Paşa tayin edildi. Mustafa Kemal Paşa' ya verilen talimata göre, Trabzon, Erzurum, Sivas, Van Vilayetleriyle Erzincan ve Canik müstakil livalarına gereken emirleri verebileceklerdir. Mustafa Kemal Paşa' ya verilen bu geniş talimattan da anlaşılacağı üzere, O' nun görevi yalnızca Samsun ve havalisindeki asayişsizliğe son vermenin ötesinde idi. Anadolu' ya ayak basar basmaz yapmaya başladığı işlerde bunu ortaya koymaktadır.

Mustafa Kemal Paşa 3 Temmuz 1919'da Erzurum'a geldi, ilk karşılama merasimi Erzurum'un batısında on yedi kilometre uzaklıktaki Ilıca' da yapıldı.

Mustafa Kemal Paşa Erzurum'a gelişinin ertesi günü 4 Temmuz'da Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ni ziyaret etti.

Mustafa Kemal Paşa, 5 Temmuz 1919'da yakın arkadaşları ile bir toplantı yaptı. Toplantı-ya Karabekir Paşa, Rauf Bey, Eski Vali Münir, Süreyya, Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Kazım, Kurmay Binbaşı Hüsrev, Binbaşı Refik, M.Müfit Beyler katılmışlardı. Toplantıda bulunanlar, Mustafa Kemal Paşa' ya sonuna kadar yardım edeceklerine, onu lider olarak kabul ettiklerine dair söz verdiler.
Ermeni Meselesi
1.Dünya Savaşında Erzurum, istilacı Çarlık Rus Ordusunun ilk hedefi üzerindeydi. Osmanlı Ordularının hezimeti üzerine, önlerinde ciddi bir engel görmeyen Rus Ordusu, General Yudeniç'in komutasında Erzurum'a doğru ilerledi. Erzurum 16 Şubat 1916 da Ruslar tarafından işgal edildi. 1917 yılında Rusya'da Çarlık rejimi yıkılmış, Bolşevikler ülkede duruma el koymuşlardır. Rusya'da bu yönetim değişikliği üzerine Ruslar, işgal ettikleri Doğu Anadolu Bölgesini boşaltarak ülkelerine dönmeye başlamışlardır. Ancak Doğu Anadolu'da Ermenistan hayaliyle yaşayan Ermeniler süratle silahlanarak, Erzurum ve çevresinde soykırıma giriştiler. Erzurum Rus II. Topçu Kale Komutanı olan Twerdo Khlebov, Ermenilerin bu kanlı hareketlerine sadece seyirci kaldı.
Erzurum ve çevresinde Türklere uygulanan soykırımı Taşnak Generali Antranik yönetmiştir. 2 Mart 1918 tarihinde Erzurum Merkez Kumandanlığına tayin olunan General Antranik Alaca, Tepeköy. Ilıca, Yeşil yayla katliamlarında aktif rol oynamış, binlerce insanın hayatına acımasızca son verdirmiştir. Ayrıca Erzurum ve çevresindeki Türk soykırımında Fransız asıllı Ermeni Albayı Morel, Divan-ı Harp üyesi Sohumyan, Muratyan, Dr. Azeryef ve Dr. Karakin Pastırmacıyan görev almışlardı.
1918 yılının Şubat ve Mart aylarında bu tarihi şehir insanıyla, medeniyetiyle, kültür varlıklarıyla ortadan kaldırılmaya çalışılıyordu. Şehrin her mahalle ve şose yollarında, çarşılarda Ermeni çete noktaları kurulmuştu. Yol yaptırmak bahanesiyle toplu halde götürülen insanlar Kars kapı ve Yanık dere bölgelerinde, senelerce ekmeğini bölüştüğü Ermeni canileri tarafından şehit edilmişlerdir.
Sonra Erzurum Garnizonlarında bulunan Ermeni askerleri evlere saldırarak yağma, öldürme, ırza geçme gibi muameleleri yapmaya başlamışlardır. Erzurum'a giren Türk birlikleri şehir içinde 2127 şehit defnetmişler, ayrıca Kars kapıda da 250 ceset bulmuşlardır. Türk-Ermeni ilişkilerini tarihi perspektif içerisinde incelediğimizde, bölgede Türk insanıyla birlikte yaşamış, kapı komşusu olmuş Ermeni'nin ihaneti açıkça ortadadır. Milleti Sadıka diye adlandırılan Ermenilerin Aşkale, Tazegül, Cinis, Alaca, Ilıca, Tepeköy, Erzurum-Merkezde; Yanık dere, Kars kapı, Ezirmikli Osman Ağa ve Mürsel Paşa konakları, Yakutiye Kışla hamamı, Yeşil yayla, Hasankale-Tımar, Köprüköy, Horasan da yaptıkları insanlık dışı katliamlar sonunda Türk Milleti'nin hafızasında "Yerli Gavur" olarak unutulmayacak bir iz bırakmıştır.
Kazım Karabekir Paşa, 12 Mart sabahım şöyle dile getiriyordu: "Erzurum'da halk göz yaşları içinde kimi babasını, kimi karışım yakılmış yada süngülenmiş buluyor, saçlarım yoluyordu, sokaklarda canlılıktan bir iz bile kalmamıştı. Yerlerde çocuk, kadın ve yaşlılar kanlar içinde yatıyordu." Ermenilerin yalnız son gece (11-12 Mart 1918) 3000 Müslüman Türk'ü öldürdüklerini, Erzurum'daki Rus Yarbayı Twerdo- Khelebof anılarında ifade etmiştir. "Demiryolu istasyonun da sanki bir mezarlık ölülerini dışarıya çıkarmıştı. Cenazeler arasından geçerek feci duruma gözlerimizle şahit olduk. Bilhassa Tahtacılar semtinde karşılıklı yer alan Osman Ağa ve Mürsel Paşa konaklarına doldurulup yakılan ve katledilen Erzurumlular insanı titrediyordu."
Erzurum'da resmi belgelere göre 9563 yerli Türk ahali Taşnak Ermeni çeteleri tarafından şehit edilmiştir.
12 Mart 1918 günü Türkün kalbi olan Erzurum'un esaretten hürriyete, ölümden hayata kavuştuğu bir gündür. 12 Mart 1918 de Türk Hükümeti, Doğuda ki güzel toprakları, yüksek dağları mert kanıyla sulayarak, düşmana göğüs geren Erzurum'u karanlık bir günden kurtardığının yıl dönümüdür.
12 Mart 1918 tarihi Erzurum kalesinin beklediği kutsal sabahtır. 84 yıl önce bir 12 Martta zamanın saygısı altında kalan, hatırladıkça kanayan bir yara içimizi sızlatır, sevincimizi göz yaşlarımızın ıslaklığı, mutluluğu kederimizin hüznü, Hürriyetimizde kanımızın pahası, yaşamımızda Türk olmanın gururu, bayrağımızda varlığımızın manası vardır ve saklıdır, işte 12 Mart kutlu günümüzün bizlere hatırlattıkları bu duygu ve fikirlerdir. 

ERZURUM KONGRESİ - (23 TEMMUZ - 7AĞUSTOS 1919) 

Erzurum Kongresi, I. Dünya Savaşı'nın uğursuzluğunu acımasız maddeleri ile tamamlayan Mondros Mütarekesi'nin (30 Ekim 1918) uygulanmaya başlandığı tarihlere rastlamaktadır. Osmanlı İmparatorluğu'nun imzalamak zorunda kaldığı mütarekenin 24. Maddesi: "Vilâyat-ı Sitte'de karışıklık çıktığı takdirde, bu vilâyetlerin herhangi bir kısmının işgal hakkını İtilâf Devletleri muhafaza ederler" şeklinde düzenlenmişti. Söz konusu vilâyetler: Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ, Diyarbakır ve Sivas vilâyetleridir ve mütareke belgesinin İngilizce olan metninde bu vilâyetler "Ermeni Vilâyetleri" olarak ifade edilmiştir. Bu durum, öteden beri varlığı hissedilen Ermeni tehlikesini tekrar gündeme getirmiş ve meseleye yönelik duyarlılık ilk olarak kendini, İstanbul'da, "Vilâyat-ı Şarkıyye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti"nin kurulmasıyla göstermiştir.(Aralık 1918) Daha sonra Mart 1919'da Erzurum'da bu cemiyetin bir şubesinin açılmasıyla beraber bölgedeki teşkilatlanmanın öncülüğü yapılmış, bundan sonra Erzurum, Milli Mücadele'nin temellerinin atıldığı önemli merkezlerden biri haline gelmiştir. Şehrin Ermenilere verileceği söylentileri bir panik havası yaratmış, bu ortamda halk cemiyete sıkı sıkıya bağlanıp bölgenin ve vatanın kurtuluşu için çare yolları aramaya başlamıştır. Bu süreç içerisinde toplanan Erzurum Kongresi, savaşlar, antlaşmalar ve mücadelelerle uzayıp gelen tarih zincirinin önemli bir halkasını oluşturmuştur.
Kongre, Erzurum Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye ile Trabzon Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyetlerinin ortak girişimleriyle 23 Temmuz (Çarşamba) - 7 Ağustos (Perşembe) 1919 tarihleri arasında Nutuk'ta belirtildiği gibi çalışmalarını 14 günde tamamlamıştır. Mustafa Kemal ve Rauf Beyler'in Kongreye Erzurum (merkez) delegeleri olarak katılabilmeleri için Emekli Binbaşı Kazım (Yurdalan) ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin kurucularından Cevat (Dursunoğlu) Bey, delegelik haklarından vazgeçmişlerdir.
Kongrenin ilk günü yapılan oylama ile Mustafa Kemal Paşa, Kongre başkanı seçilmiştir. Mustafa Kemal yaptığı açılış konuşmasında, Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu durumu, dünyanın çeşitli yerlerinde milli bağımsızlık uğruna yapılan mücadeleleri anlatarak bağımsız, milli bir iradenin Anadolu'dan çıkacağını ve bunun millete dayanması gerektiğini belirtmiştir. Yoğun çalışmalardan sonra 7 Ağustos'a kadar süren kongre,  aynı gün Heyet-i Temsiliye seçimlerini yapmış, 9 kişilik heyetin başına Mustafa Kemal getirilmiştir. Böylece milli mücadelenin ilk siyasi kuruluşu da oluşturulmuştur.
Kongre sonunda yayınlanan beyannamenin giriş kısmında: Aydın Vilâyetinde Yunanlıların, Kafkasya'da Ermenilerin, Karadeniz'de Rumların Müslüman ahaliye yaptığı zulümlerden, milleti parçalanma tehlikesi karşısında gören Doğu Anadolu halkının kurduğu cemiyetler vasıtasıyla Erzurum Kongresi'ne katıldığından ve kongrenin yayınlanan kararları aldığından bahsedilmiştir. Kongrede alınan kararlar şu şekilde özetlenebilir: Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür ayrılık kabul edilemez; İşgal ve müdahaleler sonucu Osmanlı Devletinin dağılması halinde millet tek vücut olarak yurdunu savunacaktır; Vatanın bağımsızlığını korumaya İstanbul Hükümeti'nin gücü yetmediği takdirde, geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümet milli kongre tarafından seçilecektir; Kongre toplantıda değilse bunu Heyet-i Temsiliye üstlenecektir; Kuvâ-yı Miliyeyi etken ve milli iradeyi hakim kılmak esastır; Hıristiyan azınlıklara siyasî hakimiyet ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez; Manda ve himaye kabul edilemez; Milli Meclis'in hemen toplanmasını ve hükümet işlerinin meclis denetiminde yürütülmesini sağlamak için çalışılacaktır.
Erzurum Kongresi'nin amacı, sadece doğu bölgesinin bütünlüğü değil, 30 Ekim 1918'deki sınırıyla "Vatanın bütünlüğü" idi. Bağımsızlık ise, yine bütün Türk milletinindi. Bu gayenin ilk adımı Erzurum Kongresi'nde atıldı.
Kongrenin kabul ettiği kararları, belirlediği hedefleri, çizdiği stratejiyi iyi tahlil etmek gerekir. Kongrenin benimsediği hedefler, Türk Milli mücadelesinin de gerçekleştirmeye çalıştığı milli hedeflerdir. Milli Mücadele hareketinin siyasal temeli olan "hukuk-ı milliye" ilk olarak bu kongrede dile getirilmiştir. Kongrenin kabul ettiği kararlar ise milli bağımsızlık savaşımızın programı olarak ele alınmış, belirlediği hedefler gerçekleştirilmiştir. 28 Ocak 1920'de Son Osmanlı Mebusan Meclisi'nde Misâk-ı Milli adıyla kabul edilip, 17 Şubat 1920'de bütün dünyaya ilân edilen programın esasları Erzurum'da, bu kongrede belirlenmiştir. Kongre, temsil ettiği fikir ve prensiplerle, sağladığı yetkiler bakımından Milli Mücadele hareketinin tarihi bir hareket ve çıkış noktasıdır. Mustafa Kemal Atatürk'ün ifadesiyle; "Tarih şüphesiz bu kongreyi ender ve büyük bir eser sayarak bağrına basacaktır."

ERZ. KONGRESİNDEN KALN TEK FOTO  

Kazım Karabekir Paşa

MUSA KAZIM KARABEKİR - (1882-1948)

                                  

kazmkarabekirfx7

Musa Kâzım, 1882'de İstanbul'da doğdu. Aslen Karaman'ın Gafariyat kasabasındandır. Babası Mehmet Emin Paşa'dır.
Fatih Askeri Rüştiyesi'ni ve ardından Kuleli Askeri İdadisi'ni bitirdi. 14 Mart 1900'de Harp Okulu'na girdi. 6 Aralık 1902'de Mülazım-ı Sani (Teğmen) rütbesiyle piyade sınıfının birincisi olarak Harp Okulu'ndan mezun oldu. Erkân-ı Harp (Kurmay) sınıfına ayrılarak Harp Akademisi'ne başladı. 5 Kasım 1905'de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi de birincilikle bitirdi. 10 Aralık 1905'de Edirne'deki II. Ordu'ya atandı. 11 Ocak 1906'da III. Ordu'ya verildi. 13.Seyyar Topçu Alayı, 15. Süvari Avcı Taburu'nda ve Manastır Mıntıka Komutanlığı Erkân-ı Harbiyesi'nde bulundu. Bu dönemde Kâzım Bey İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdi. Eşkıya takibinde bulundu. 19 Ağustos 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. 6 Eylül 1907'de İstanbul Harp okulu Tabiye Öğretmen Yardımcılığı'na atandı.  19 Kasım 1908'de Edirne'deki II. Ordu'nun Nizamiye 3. Piyade Tümeni Kurmaylığı'na tayin olundu. 31 Mart Vakası, yani 13 Nisan 1909'da meydana gelen olay üzerine Hareket Ordusu'na katılarak; Mürettep 2. Fırka'nın Kurmay Başkanı olarak İstanbul'a geldi. 1 Nisan 1910'da Arnavutluk Ayaklanması'nı bastırmak için oluşturulan Mürettep Kolordu da Birinci Şube Müdürü ve 15 Ocak 1911'de 10. Edirne Tümeni Kurmay Başkanlığında görevlendirildi. 28 Nisan 1911 günü Harbiye Nezareti'ne verdiği dilekçe ile aile adları olan Karabekir'i yazışmalarda kullanmaya başladı. 9 Nisan 1912'de ek bir görevle vekaleten Bulgar Hududu Edirne Kısmı Komiserliği'ne atandı. 27 Nisan 1912'de Binbaşı oldu. Birinci Balkan Savaşı sırasında Bulgarlara karşı Edirne'yi savunan 10.Tümen'in Kurmay Başkanı iken 22 Nisan 1913'te esir düştü. İkinci Balkan Savaşı sırasında 29 Eylül 1913'te esaretten kurtuldu. 2 Aralık 1913'te Balkan Savaşı sırasında Rusya tebasının uğradığı zararın tespit için oluşturulan Türk-Rus ve Bulgar Karma Komisyonu'na Türk temsilcisi olarak katıldı.
11 Ocak 1914'de Genelkurmay İstihbarat Şubesi Müdür Yardımcılığı'nda görevlendirildi. 3 Ağustos 1914'te Genelkurmay İstihbarat Şube Müdürü tayin edildi. 7 Aralık 1914'te Kaymakam (Yarmay) rütbesine yükseltildi. 6 Ocak 1915'te Mürettep I. Kuvve-i Seferiye Komutanı olarak İran Harekâtı'na memur edildi. 6 Mart 1915'te Beşinci Kolordu 14. Tümen Komutanlığı'na atanarak Marmara ve Karadeniz kıyılarının tahkimatı ile görevlendirildi. Tümeni bir süre sonra Çanakkale Cephesi'ne gönderildi. 26 Ekim 1915'te İstanbul'daki I. Ordu Kurmay Başkanlığı'na atandı. 10 Kasım 1915'te 6. Ordu Kurmay Başkanı olarak Irak Cephesi'ne gönderildi. 14 Aralık 1915'te rütbesi Miralaylık 'a (Albay) yükseltildi. 24 Nisan 1916'da 18. Kolordu Komutanı ve 8 Nisan 1917'de becayişen Kafkas Cephesi'ndeki 2. Kolordu Komutanı olarak görevlendirildi. 27 Aralık 1917'de Erzincan karşısındaki I. Kafkas Kolordusu Komutanlığı'na memur edildi. Buradaki görevinde ağır kış şartları altında fedakârlıkla ilerleyerek, Rus subaylarıyla takviye edilmiş Ermeni kuvvetleri ve çetelerinin bütünüyle bozgunu sırasında; 1918 yılının 13 Şubat'ında Erzincan'ı, 12 Mart'ında Erzurum'u 13 Mart'ın da Pasinler'in Merkezi Hasankale'yi kurtardı. Sonrada, 1914 hududunu aşarak; 5 Nisan'da Sarıkamış, 25 Nisan'da Kars'taki hâlâ halkımız arasında "Kırk Yıllık Karagünler" diye acı hatırası anlatılan istilâ esaretine son verdi.  28 Temmuz 1918'de Mirlivalığa (Tümgeneral) yükseltildi. 23 Aralık 1918'de Tekirdağ'daki 14. Kolordu Komutanlığı'na atandı. 2 Mart 1919'da merkezi Erzurum olan 15. Kolordu Komutanlığı'na tayin edildi. 21 Temmuz 1919'da 3. Ordu Müfettiş Vekili olarak görevlendirildi.
23 Temmuz-7 Ağustos 1919'da çalışmalarını yürüten Erzurum Kongresi'nin toplanmasında büyük katkıları oldu. 16 Kasım 1919'da Temsil Heyeti'nin düzenlediği komutanlar toplantısına katıldı. 14 Ocak 1920'de Heyet-i Temsiliye Başkanı Mustafa Kemal Paşa tarafından Şark Cephesi Komutanlığı ile görevlendirildi. 23 Nisan 1920'de açılan Büyük Millet Meclisi Birinci Devresi'nde Edirne Milletvekili olarak meclise girdi. Bu sıfatı üzerinde kalmak kaydı ile Kolordu Komutanlığı'na devam etti. 6 Mayıs 1920'de Erzurum Vali Vekili oldu. 13-14 Haziran 1920'de Ordu Komutanı yetkisi ile Şark Cephesi Komutanlığı'na atandı. 28 Eylül 1920'de  Ermenilere karşı taarruzu başlattı. 30 Ekim 1920'de Göle ve Kağızman'dan sonra Kars'ı ikinci defa kurtardı.
31 Ekim 1920'de Feriklik (Korgeneral)'liğe yükseltildi. 7 Kasım 1920'de Gümrü'ye girdi. 3 Aralık 1920'de Büyük Millet Meclisi Murahhası olarak Gümrü Muahedesi'ni imzaladı. 10 Ekim 1921'de biten Kars Konferansı'na Türkiye Baş Murahhası olarak katıldı ve başkanlık etti. 13 Ekim 1921'de Kars Antlaşması'nı imzaladı.
İstiklâl Harbi'nin zaferle bitmesinden sonra 15 Ekim 1922'de Ankara'ya geldi. Edirne Milletvekili sıfatı ile meclise devam etmeye başladı. 17 Şubat 1923'te toplanan İzmir İktisat Kongresi'ne başkanlık etti. Büyük Millet Meclisi'nin ikinci devresinde İstanbul Milletvekili seçildi. 21 Ekim 1923'te merkezi Ankara'da bulunan Birinci Ordu Müfettişliği'ne atandı. 26 Ekim 1924'te Ordu Müfettişliği'nden istifasını bildiren dilekçesini Milli Müdafaa Vekâleti'ne gönderdi. 17 Kasım 1924'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kurucuları arasında yer aldı ve bir süre sonra Genel Başkanı seçildi. Gazi'ye İzmir'de suikast ile ilgili olarak İstiklâl Mahkemesi'nde yargılandı ve beraat etti. 5 Aralık 1927'de ordu açığında iken emekli edildi. Uzun bir süre politikadan uzaklaştı. Halil Ethem Eldem'in vefatı ile boşalan İstanbul Milletvekilliği'ne 1939 yılında 1374 reyle seçildi. 1943-1946'da yine milletvekili olarak yerini korudu. 5 Ağustos 1946'da TBMM Başkanlığı'na seçildi. 26 Ocak 1948'de Ankara'da öldü.  

ALDIĞI NİŞAN, BERAT VE MADALYALAR
Kâzım Karabekir Paşa, başarılı askerlik yaşamı sırasında, Altın Maarif, beşinci Rütbeden Mecidi, Dördüncü Rütbeden Osmani, Muharebe Gümüş Liyakat, Harp Alman İkinci Rütbeden Kron dö Broş Kılınçlı, Avusturya'dan İkinci Sınıf Salip; Alman Demir Salip, Muharebe Gümüş İmtiyaz, Muharebe Altın Liyakat, Kılınçlı İkinci Mecidi, Kılınçlı İkinci Rütbeden Osmanî, İstiklal Madalya ve Nişanları ile ödüllendirilmiştir.   

ESERLERİ 
Bulgarca, Almanca, Fransızca ve Rusça dilerini bilen Kâzım Karabekir'in çok çeşitli konularda yazdığı bazı eserler şunlardır:

  • İstiklâl Harbimiz, I-II
  • İstiklal Harbimizde Enver Paşa ve İttihat ve Terakki Erkânı
  • Birinci Cihan Harbi, I-IV
  • Paşaların Hesaplaşması
  • Paşaların Kavgası
  • Ankara'da Savaş Rüzgarları
  • Gizli Harp İstihbarat
  • 1885 İsyanı ve Bulgar Harbi
  • Birinci Kafkas Kolordusu'nun 1334 Senesindeki Harekât ve Müşehedatı
  • Erzincan ve Erzurum'un Kurtuluşu
  • İngiltere, İtalya ve Habeş Harbi
  • Bolşevik Ordusunun Çekilmesinden Sonra Osmanlı Ordusunun İleri Harekâtı
  • Sırp-Bulgar Seferi
  • Osmanlı Ordusunun Taarruz Fikri
  • Kürt Sorunu
  • Ermeni Dosyası
  • Ermeni Mezalimi
  • Öğütlerim
  • Talim ve Terbiye Hakkında Ana Hatlar
  • Ülkümüz Kuvvetli Bir Türkiye'dir.
  • Şarkılı İbret
  • İktisadi Esaslarımız
  • Sanayi Projesi Layihası
  • Erkân-ı Harbiye Vezaifinden İstihbarat
  • İstiklâl Harbimizin Esasları
  • Cihan Harbine Neden Girdik? Nasıl Girdik? Nasıl İdare Ettik? 
  •  İttihat ve Terakki Cemiyeti

KONGRE BİNASI ESKİ

KONGRE BİNASINI DİĞER GÖR

 KONGRE BİNASI

KARARGAH

ERZURUM

forumlogo   

LOKASYON:
İki coğrafi bölgede toprakları buluna Erzurum İlinin arazi büyüklüğü, yaklaşık 25.066 km² kadar tutar. Bu toprakların kuzey kesimi yani İspir, Narman, Oltu, Olur, Pazaryolu, Tortum ve Uzundere İlçelerinin toprakları, Karadeniz Bölgesinin Doğu Karadeniz sınırları içinde kalmaktadır. Ancak bu kesim, İl topraklarının yaklaşık % 30' luk bir payını oluşturur. Geriye kalan % 70 gibi önemli bir pay, Doğu Anadolu Bölgesi dahilinde yer alır. İl, arazi büyüklüğü bakımından, sırayla Konya, Sivas ve Ankara İllerinden sonra, Türkiye' nin 4. büyük ili konumundadır. 

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ:
Erzurum İli, genel olarak yüksek arazilerden oluşur. Örneğin platoların deniz düzeyine göre yükseklikleri 2000 m' yi bulur, bunların üstünde yer alan dağların yükseklikleri ise, 3000 m. ve daha yüksektir. Platolar ve dağlar arasında, yükseklikleri yaklaşık 1500 ila 1800 metrelere ulaşan depresyon ovalarıyla oluklar yerleşmiştir. Karasu-Aras Dağlarının bazı dağ kütleleri, Erzurum İli arazisini güneyde engebelendirmiştir. Bunların en önemlileri, Erzurum kenti ve Erzurum ovası (825 Km²) güneyinde yer almakta olan Palandöken Dağları (Büyük Ejder 3176 m.) ve Pasinler Ovası (540 km²) güneyinde yer alan Şahveled Dağları (Çakmak Dağı 3063 m.) olup, Bingöl Dağlarının kuzey yarısı da yine Erzurum İli sınırları içinde kalmaktadır.
İl topraklarını kuzeyden engebelendirmiş olan dağlarsa, Kuzey Anadolu Dağlarının ikinci sırasına bağlı yükseltilerdir. Bunların başlıcaları, İspir ve Erzurum arasında yer alan Mescit Dağları (en yüksek nokta 3239 m.), onların doğusundaki Kargapazarı Dağları (Dumlu Dağı 3169 m.) ve bir kısmı Kars ili sınırları içinde kalan Allahuekber dağlarıdır. Söz konusu edilen bu kuzey ve güneydeki dağların arasına, iki önemli depresyon ovası yerleşmiştir. Bunlar Erzurum Kentinin de kenarında kurulmuş olduğu Erzurum ovası ve Hasankale ovası olup, her iki ovayı birbirinden, 2030 m. yükseklikteki Deveboynu beli ayırır. Bunlardan Erzurum ovasının en alçak kesimi 1850 m, Hasankale ovasınınki ise, 1650 m. kadardır. Aslında bunlar birer ova özelliği gösterirler.


İKLİM ÖZELLİKLERİ:
İl arazisinin büyük çoğunluğunda, karasal iklim özellikleri egemendir. Kışlar uzun ve sert, yazlar kısa ve sıcak geçer. İl topraklarının kuzey kesimlerinde, yüksekliği yaklaşık 1000 ila 1500 metrelere inen vadi içleriyle çukur sahalarda iklim, büyük ölçüde sertliğini yitirir. Erzurum il merkezindeki meteoroloji istasyonunda 1929' dan bu yana gözlem yapılmaktadır. Yaklaşık 70 yılı bulan gözlem sonuçlarına göre, ilde en soğuk ay ortalaması, -8.6 C, en sıcak ay ortalaması 19.6 C, en düşük sıcaklık -35 C ve en yüksek sıcaklık ise, 35 C olarak ölçülmüştür. Yıllık yağış tutarı 453 mmm. kadardır. En az yağış kış devresinde düşer. Bu devrenin yağışları kar biçiminde olup, kar yağışlı gün sayısı 50 ve kar örtüsünün yerde kalış süresi ise 114 gün kadardır. En yağışlı devre ilkbahar ve yaz mevsimleridir.

DOĞAL BİTKİ ÖRTÜSÜ:
İl arazisinde egemen doğal bitki örtüsü, step formasyonudur. Orman örtüsü, pek yaygın değildir. Bu örtünün alt sınırı, 1900-2000 metrelerde başlamakta ve üst sınır, 2400 metrelerde son bulmaktadır. Başlıca orman örtüsü alanları, Oltu, Olur ve Şenkaya ilçelerindeki sarıçam ve meşe ormanlarıyla, Erzincan-Aşkale sınırlarında rastlanan meşe ormanlarıdır. İl arazisinin % 60' tan biraz fazlası steplerle kaplıdır. Bu doğal bitki örtüsü, yer yer keven topluluklarıyla verimsiz hale gelse de, geniş alanlarda mera hayvancılığına uygun verimli çayırlıklar durumundadır.

AKARSULAR:
İl topraklarının doğu yarısı, Hazarakaçlama Havzası içinde kalır. Bu kesimin sularını, Aras Irmağı toplar. Batı kesimi ise, Basra Körfezi akaçlama alanında, kuzey kesimi de Karadeniz akaçlama havzasında kalır. Batı kesimi sularını Karasu, kuzey kesimininkini ise, Tortum ve Oltu çaylarının birleşmesiyle oluşan Çoruh ırmağı toplar.

GÖLLER:
İlde doğal göller azdır. Yapay göller ise, yeni yeni oluşmaktadır. İlin en önemli doğal gölü, Tortum çayı üzerinde oluşmuş, bir heyelan-sed gölü olan, Tortum gölüdür. Aslında bu göl, yönetim olarak, 1997' de ilçe merkezi yapılan Uzundere ilçesi yönetim sınırları içinde kalır. Alanı yaklaşık 8 km² kadar olan bu göl, kuzey batıda yer alan Kemerli dağından heyelan yoluyla kayan kütlelerin, Tortum çayının yatağını tıkaması yoluyla oluşmuştur. Bu nedenle çayın eski yatağı değişmiş ve önünde yüksekliği 48 metreyi bulan ünlü doğa harikası Tortum (Uzundere) Çağlayanı oluşmuştur. Gölün suları, 1963 yılında faaliyete geçen ve 1 km kadar kuzeydeki alçak bir boğazda kurulmuş olan Tortum santralını çalıştırmaktadır. Fazla sular ise, serbest akışa bırakılarak, Tortum çağlayanını oluşturmaktadır. Yapay göller arasında Serçeme çayı üzerinde yer alan Kuzgun barajı (10.3 km²), Lezgi suyu üzerindeki Palandöken Göleti (22 km²), Aras ırmağı üzerinde Söylemez barajı (14.2 km²) başlıcaları olarak burada hatırlanabilirler.
 

ULAŞTIRMAve ALT YAPI DURUMU 

İlimiz uluslararası transit karayolu üzerindedir. Erzurum'un bütün İlçeleri ile karayolu bağlantıları vardır. 1120 Km. Devlet Yolu'nun,  1062 Km'si asfalt, 40 Km.BSK(Bitümlü Sıcak Karışım), 18 Km'si stabilize, 209 Km. Duble yoldur. (Bölünmüş yol). İl Yolu'nun, Karayolları sorumluluğundaki 322 Km.'si asfalt, 106 Km.'si stabilize, 42 Km.'si toprak, 85 Km.'si ham yol olup toplam 555 Km'dir. Köy Hizmetleri ağındaki 351 Km.'si asfalt, 4133 Km.'si stabilize, 2036 Km.'si tesviye olmak üzere yol ağı toplam 6520 km'dir. Karayolları ve Köy Hizmetleri ağındaki toplam İl Yolu ise 7640 km'dir.973 köyümüzün 951'inde yeterli içme suyu bulunmakta olup, içmesuyu yetersiz olan köy sayımız ise 22'dir. İlimiz Keban, Tortum ve Arpaçay barajlarından elde edilen elektriği kullanmakta aynı zamanda enterkonnekte sisteme dahil bulunmaktadır. İlimizde elektriksiz ve telefonsuz yerleşim birimi bulunmamaktadır. 
                                        
İDARİ DURUM:

Erzurum İlinin merkez dahil 19 ilçesi, 40 belediyesi mevcut olup, 23.7.2004 tarih ve 25531 sayılı Resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5216 sayılı  Büyükşehir Belediyesi Kanunu gereğince daha önce 1037 olan köy sayımız 973 olmuştur. Bu yasaya göre 62 köyümüz mahalle statüsüne geçerek 14'ü Ilıca Merkez İlçe Belediyesine, 48'i merkezde bulunan ilk kademe belediyelerine bağlanmıştır. Ilıca ilçe belediyesi Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde merkez ilçe belediyesi olmuş, Dadaşköy ve Dumlu belde belediyeleri de ilk kademe belediye statüsüne alınmıştır. İlimizin yerleşim alanları çok dağınık olup, köy sayısından çok mezra, yayla, kom bulunmaktadır. Bu durum, kamu hizmetlerinin etkin ve verimli götürülmesinde zorluklara sebep olmaktadır. 
                  
NÜFUS:
Erzurum, arazi büyüklüğüne koşut bir nüfus barındırmaz. Gerçi 1927' de 270.400 dolayında olan il nüfusu, 2000 yılı itibariyle, 942.300' e ulaşmıştı. Demekki, 73 yıllık teorik artış, 3.5 katı dolayında gerçekleşmişti. Ancak, bu süre içinde Türkiye nüfusunun beş kat dolayında arttığı hatırlanırsa, il nüfusunun yavaş artmakta olduğu anlaşılır. Bu durum ilin nüfus yoğunluklarına da yansımıştır. Örneğin, 1927' de km² başına 10.8 kişi düşerken (Türkiye 16.7), 2000 yılında bu yoğunluk 37.6' ya çıkabilmişti (Türkiye 79.8 idi). İl nüfusunun az oluşu, nüfus artış hızının düşük olmasıyla ilgili değildir. Aksine, gerek ilde ve gerekse Doğu Anadolu' da doğal nüfus artış hızı, Türkiye ortalamasının (2000' de % 1.5) çok üstündedir (1950' de % 3, 2000' de % 2.6 kadardı). Artışın çok yavaş cereyan etmesinde esas rolü, ilden göçler oynamaktadır. Gerçekten de, 1950-2000 devresinde ilden ayrılarak başka ilde oturan nüfus, yaklaşık 490.000' i bulmuştu. İl dahilinde en büyük kent, Erzurum' dur. Kentin nüfusu, 1927' de 30.800 iken, ilk kez 1965' de 100.000' i aşmıştı (105.300 kadar). Giderek büyüyen nüfus, 1980' de 200.7 bin, 1997' de 298.7 bin ve 2000' de ise 367.000 dolayına yükselmişti. 

EĞİTİM ve KÜLTÜR : 
İlimizde 7 bağımsız anaokulu, uygulamalı anaokulu sayısı 3, Mesleki Teknik Eğitim Bünyesindeki Okul Sayısı 1, ilköğretim bünyesinde anasınıfı 60  ve özel ilköğretim okulları bünyesindeki okul sayısı 3 olup, toplam 1841 öğrenci eğitim öğretim görmektedir. 1066 ilköğretim okulunda toplam 141107 öğrenci,( 8 adet YİBO'da toplam 5651 öğrenci,  7 PİO'da 3375,  1 zihinsel engelliler okulunda toplam 74 öğrenci,  1 işitme engelli okulunda toplam 119 öğrenci, 1 Görme Engelliler İlköğretim Okulunda 33,  4 özel ilköğretim okulunda 821 öğrenci) ve 84  ortaöğretim  okulunda toplam 28369 öğrenci,  2 özel lisede toplam 341 ve İşitme Engelliler Meslek Lisesinde toplam 46  öğrenci eğitim-öğretim görmektedir. İlimizde 1066 İlköğretim okulu ile birlikte Fen Lisesi, 10  Anadolu Lisesi-Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Anadolu Sosyal Bilimler Lisesi, Anadolu Otelcilik ve Turizm Lisesi, 2  Anadolu Öğretmen Lisesi, Anadolu İmam-Hatip Lisesi, Anadolu Ticaret Meslek Lisesi, 2 Anadolu Kız Meslek Lisesi, 2  Anadolu Teknik Lisesi-Spor Lisesi ve bunun yanında Genel Lise, Endüstri Meslek Liseleri, Çok Programlı Liseler ile Kız Meslek Liseleri ve Ticaret Liseleri bulunmaktadır.  

ERZURUM İLİNİN  EĞİTİM DURUMU 

Okul Sayısı

Öğrenci Sayısı

Okul Öncesi

Eğitim

Anaokulu

7

1841

Anasınıfı

60

İlköğretim

Resmi

1066

141107

Özel

4

821

Ortaöğretim

Resmi

84

28369

Özel

2

341

Üniversite

Fakülte

17

28026

Yüksekokul

21

                                                                        
Erzurum' da tabiat şartları nedeniyle zaman zaman köy yolları kapanmakta ve taşımalı eğitim alanında zorluklar yaşanmaktadır. 8 yıllık kesintisiz ve zorunlu eğitim hususunda halen mevcut bulunan 8 YIBO ya ilaveten 4  YIBO ve 4 PIO yapıldığı taktirde sorun temelinden çözülecektir.

İlimizde Okuma-Yazma Oranı % 86,5 tir.

İlimizdeki Atatürk Üniversitesinde 17 fakülte, 6 enstitü, 21 yüksek okul, 16 araştırma ve eğitim merkezi, 2 Araştırma Hastanesi, tüm bu okullarda eğitim ve öğrenimini sürdüren 28026 öğrenci yanında, 2660 öğretim elemanı ve 2237 idari personel mevcuttur.

Yüksek öğretim yurtlarındaki yatak kapasitesi ise 5254'ü kız, 3390 'ı erkek olmak üzere toplam 8644 dür.

Kültürel faaliyetler bakımından gerekli tiyatro, sinema, folklor faaliyetleri gibi ortam ve olanakların bulunduğu İlimizde Kültür Merkezi yapıldığı taktirde bu faaliyetlere katkı sağlanacaktır.

 İlimiz tarihi ve kültürel varlıkları bakımından oldukça zengin bir kültürel mirasa sahip olup Erzurum civarındaki Karas, Pulur, Güzelova ve Sos Höyükte yapılan arkeolojik kazılar ve bilimsel araştırmalar bu bölgenin M.Ö.4000 ve 3000 yıllarında meskun olduğunu ortaya koymuştur. Saltuklular  dönemine  ait  Ulu Cami  ( Atabey ) , Kale mescidi, Tepsi Minare  ( Saat Kulesi ), Üç Kümbetler, Selçuklu dönemine ait Çifte Minareli Medrese ( Hatuniye ), İlhanlılar dönemine ait Yakutiye ve Ahmediye Medreseleri  ile  Osmanlı dönemine   ait  Lala Paşa Camii    ve Rüstem  Paşa  Bedesteni ( Taşhan ) şehrin merkezi yapıları arasında yer almaktadır.

Cumhuriyetimizin ilk yıllarında inşa edilen Nenehatun Kız Lisesi, Kongre Binasının bulunduğu Güzel Sanatlar Lisesi ile Mareşal Çakmak Hastanesi önemli mimari yapılar arasında yer almaktadır.

1.Derece Arkeolojik Sit alanı olarak tescilli Erzurum Kalesi ile Kentsel Sit alanı olarak tescil edilen Erzurum Kale çevresi ve Üç Kümbetler Koruma Amaçlı İmar Planı Kültür Bakanlığınca yaptırılmıştır. Kamulaştırma çalışmaları devam etmektedir.Diğer sit alanlarına ait Koruma Amaçlı İmar Planları bulunmamaktadır.

İlimizde Türkiye 2. Futbol Liginde Erzurumspor adıyla faaliyet gösteren kulübünün yanı sıra Ata sporu atlı cirit, güreş ile futbol ve dağcılık ayrıca kış sporları başta gelmek üzere yaygın olarak sportif faaliyetler yapılmakta hemen hemen her yerleşim birimimizde bu faaliyetlere etkin katılım olmaktadır. Erzurum' da ulusal ve uluslararası müsabakalar düzenlenmekte olup ulusal ve uluslararası yarışmalara sporcularımız katılarak başarılı dereceler elde etmektedirler.

İlimizde bulunan başlıca spor tesislerini sıralayacak olursak; 3 adet çim zeminli stadyum, yarı olimpik kapalı yüzme havuzu, ilçeler dahil 8 adet spor salonu, 80 yatak kapasiteli sporcu eğitim merkezi, 160 yatak kapasiteli kayak sporcu eğitim merkezi, 300 kişi/saat kapasiteli tek sandalyeli telesiyej tesisi, 10.000 seyirci kapasiteli Atlı Cirit oyun alanı ve 10 adet toprak zeminli futbol sahası ve açık tenis kortu bulunmaktadır. Bu tesislerde 32 spor dalında faaliyet gösterilmektedir.

İlimiz insanlarına hizmet veren yeteri kadar spor tesisi ve kompleksi bulunmamaktadır. İlimizdeki tesisler eski tarihlerde inşa edilmiş, şehrin artan nüfusuna yeterli gelmemektedir. Günün teknolojik şartlarına uygun şehrin muhtelif semtlerinde kapalı spor salonlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca 18 İlçemizin 4' ünde spor salonu ve futbol sahası bulunmakta, 4' ünde spor salonu inşaatı devam etmekte, 10' unda ise kapalı spor tesisi bulunmamaktadır. Belde ve köylerimizin 390' ında semt sahaları bulunmaktadır. erzurum

lceler_harita